• Adımlarken Galata kulesinin daracık basamaklarını, uçup, uçmayacağını bilmiyordu Hezarfen. Bir tek şeyden emindi yalnızca; inmeyecekti yürüyerek çıktığı merdivenden.

    - Sunay Akın -
  • Sana bir ortadoğu şiiri yazmak istiyorum
    içinde ölmeyen çocukların
    bembeyaz güvercinlerin
    gülümseyen kadınların ve beyaz barış bayraklarının
    dalgalandığı bir yerden
    kalbimde avrupai sözcükler yok
    keşke olsaydı
    keşke olsaydı da eyfel kulesine çıkıp
    oradan
    oradan kucaklasaydım varlığını
    varlığını diyorum
    ben varlığından daha uzun bir şiir bilmiyorum
    taşralardan artan öfkeyi göğsümle yumuşatıp
    ülkenin işlek caddelerine bırakıyorum
    perşembe akşamları
    perşembe akşamları
    hiçbir şey bir perşembe akşamında olması gerektiği gibi değil şu günlerde
    seccadeler tersine dönük
    hutbeler okutuyorlar ikimizin şerefine
    sen arapça bilmiyorsun
    güzelim
    ben de arapça bilmiyorum
    arapça olmasa da allah var
    şiir olmasa da sevgi
    var
    aşk var mı bilmem
    ama sevgi var bir yerlerde
    anneme sarılınca anlıyorum
    sen gelsen mesela şimdi
    kanıtlayamayacağım bir şeyler söylesem sana
    aşk kanıtlanmak ister
    bilirim
    yine de
    olsun güzelim

    ideolojilere inanmayan bir köpek
    sokakta feodal bir düzene karşı havlar
    ben olmadığın yerlerde seni beklerim
    somalide bir annenin yağmur yağdırmayan tanrıya olan öfkesiyle aynı hislerle

    bilmeliyim güzelim
    kıvrımlarını
    aklının
    suratımda merak edeceğin bir şey yok
    gözlerime bak
    gözlerimin içine bak
    kaburgamın içinde saklıyorum ziynet eşyalarımı
    güzelliği görmeye 
    illa göz mü lazım

    yırtılmış solungacıyla karaya vurmuş bir balık
    şarkı söylüyor
    bu ne anlama geliyor bilmiyorum
    bilmediğim çok şey var güzelim
    saçlarının iki yandan sarkması omuzlarına
    karlı dağların ortasından kıvrılan bir yol gibi
    özlenen bir şeyleri taşıyor
    şehirlerin otogarlarına

    benimse arabam yolda kalmış
    kar, kış, kıyamet
    patinaj yapmaktan öteye gidemiyorum
    zincirleri bileklerimden çıkarıp
    lastiklere geçiremiyorum

    neyse
    zincirleri boşverelim
    bu manzara iyi
    sen yoksun ama bu manzara iyi
    gözlerin yok ama bu aydınlık iyi
    bu çocuklar
    bu kuşlar
    bu bütün yaratıklar
    yedi kıta
    iyi
    sen varsın ve bir yerdesin
    bu düşünce iyi
    fazlasını yazmaya gücü yok bileklerimin
    böylesi iyi
    beni anla
    beni duymasan bile beni anla
    beni görmüyorsun ama
    beni bil
    ne olur diyemeyeceğim şimdi sana
    ama
    rica ediyorum
    ben bir kuyuda seni bekliyorum
    görsen
    içimi
    kuyuları kıskandırıyorum zihnimin rengiyle
    ve derinliğiyle
    derinlik

    kullanıldığı cümleyi olumlamaz sevgilim
    bize yaşamayı yanlış yerden öğretiyorlar
    ülkemizde özgürlük var
    ve cumhuriyet
    bir sürü çocuğu öldürdüler demokrasi adı altında
    ben seni sevmek istiyorum
    bir şeylerin adı altında
    bu ülkede her şey mübah
    her şey mübah da
    bir sevenleri ayıplıyorlar
    bir de öpüşen liseli çiftleri
    ondördünde kızlar ölüyor
    gelinlik giydiriyorlar naaşlarına
    yirmisinde delikanlılar
    postallar var ayaklarında
    kemerleri sıkık, kaşları çatık
    mütemadiyen ölüyoruz güzelim
    sen
    cemal süreyaya bile her zaman inanma
    hayat kısa,
    kuşlar ölüyor
    yaşamaya pek vakit bulunmaz buralarda
    bilirim elbette bu şiiri okuyacak vaktin yok
    anlarım
    devir acele yaşamak devri
    sevmelerimiz acele
    gitmelerimiz acele
    adım adım gidiyorken
    ecele
    n'oluyor ulan burda, diyenlerin 
    hain damgası yediği bir
    yerde
    soluksuz, karanlık gecelerden birinde
    ben sana sesleniyorum
    dinsiz bir peygamberin seccadesinden
    vatansız bir çocuğun
    kıyıya vurmuş bedeniyle
    kahretsin
    ne güzel müzikler çalıyor
    benim duyduklarımı sen de duyuyor musun
    mümkünse duy
    ama inanma
    bana inanma güzelim
    ben senin bildiğin şairlerden değilim
    zaten ben şair de değilim
    olsa olsa, yazanıyım bir şiirin
    ya da
    senin gibi bir manzaranın karşısında
    tanrının atamasıyla konuşlanan
    bulanık bir ayna vazifesindeyim
    birileri buna şiir diyorsa
    bunda benim suçum ne?
    bir şeylerden ötürü beni maaşa bağlasınlar
    seni sevmekten mesela
    ve ya beklemekten bir şeyleri
    hem biliyor musun
    epeyce mesaiye kalıyorum bu aralar
    rabbim devletlere zeval vermesin
    halkların ölmesi sorun değil
    hem kronolojik sırada ölüyoruz nasılsa
    bir ölüyle bir şehidin arasında duran ince çizgide
    bir gidip bir geliyor
    ve kara kaplı deftere bir kaç sayı daha ekliyoruz cansız bedenlerimizle
    hepsi bu güzelim
    hepsi bu
    bazı akşamlar seni düşünürken
    kendimi galata kulesinin tepesinden aşağı sarkıtıyorum
    hezarfen ahmet çelebi miyim neyim
    zaten o hikayeye de yalan diyorlar
    zaten bu topraklarda her şeye yalan diyorlar
    güzelim
    bu toprakları boşverelim
    bu topraklarda artık rengarenk çiçekler
    yetiştirmiyorlar
    mesela şey
    şimdi tam da burada bir konuya girmeliyim
    nasılsa okumayacaksan güzelim
    elbette bu şiiri burada bitirmeliyim
    senin varlığına tırmanıp şöyle seslenmek istiyorum

    minarelerden
    anneler ölmese
    sigaram hiç bitmese
    bu ışıklar sönmese
    hiç
    kimse çöpleri karıştıran kedileri tekmelemese
    mesela
    sen gitmesen
    dur
    san
    -masam 
    da ben bir şeyleri
    n külü
    gırtlağımı yakmasa
    ya da 
    dur
    önce bir gelsen ya
    hem belki 
    sen de gitmek istemezsin
    kim bilir.

    Bektaş Şenel-Galata’da İki Yabancı
  • Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
    Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
    Kurak ovalara yağmurlar yağar,
    Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
    Kalbin şiir olup vadilerini sular.
    Senin de vadilerin vardır Ruknettin!
    Kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini
    Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
    Niyedir, aynalarda azalır sesin.
    Doktorum
    Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
    Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
    Üşürsem helak olacağımdan korkarım.
    Doktorum
    Gayya kuyusuna inmek istemem
    Bana bir ip uzat, yağmurlar istemem
    Aynaları kırarım,suretimi istemem
    Mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem
    Ben Allah'ı isterim.
    Ben hep aynalardan geçerim doktor
    Aynalar benden geçer.
    Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
    Doluşur içine narin böcekler
    Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
    Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
    Ben hep aynalardan geçerim doktor!
    Günahları için ağlayan kim varsa
    Kanatlarıyla okşar onu melekler
    Hep böyle midir
    Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin?
    Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin?
    Yarin dudaklarından trenler geçer de
    Kalbinin istasyonunda durmaz mı
    Sen hiç satrançta yenilmez misin
    Atına binip hep gider misin
    Bilmez misin, atından ayrı düşen bir vezir
    Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
    Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
    Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin
    Herhalde hep böyledir
    Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin!
    Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
    Konuşmayı unuttuyduk, hal diliyle söylediydik.
    Dua okuduyduk, yağmur dilediydik
    Kalbinizi kuşatmaya geldiydik.
    Hoşgeldiniz.
    Buyrun.
    İşte kalbim.
    Adımı unuttuğum zamanlarda RUKNETTİN'im
    Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
    Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.
    Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
    Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
    Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
    Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
    Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
    Tıkanır, ölür metropollerde.
    Bir çiçeği uyandırmak için mi
    Söner bu ateşgahlar
    Kaldırmak için mi yeraltını
    O derin uykusundan
    Kurur bu göl
    Ne var ve ne oluyor
    Neden türkü söylüyor fesleğenler
    Uzakta biri mi göründü
    Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı
    Bir rüya mı gördü yalnız keşişler
    Ne oldu?
    Adım Ruknettin, tanışıyor olmalıyız
    Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
    Sunmuş olmalıyım kalbimi size
    Bakın! demiş olmalıyım henüz avladım O'nu
    İgvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
    Yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
    Ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
    Bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
    Ay gibi ışıdığında bir aşk
    Bir mevsim yönünü şaşırdığında.
    Hayret etmiş olmalısınız, kalbim
    Hezarfen misali havalanınca.
    Korkarım sevgili doktor, bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
    Çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
    Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
    Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
    Sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
    Unutacağım, hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
    Nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
    Gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
    Terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.
    Alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
    Ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
    ''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
    Yarından korkan adam,
    Ruknettin böyle söyler.
    Siz doktor, yazabilir misiniz bir gülü yeniden
    Alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
    Kabaran yağmuru yeraltına
    Ve bir aşkı ayrılığa
    Yakıştırabilir misiniz doktor
    Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
    Kuşlarla konuşabilir
    Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?
    Ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı
    Bir kitap olup yandı da o
    Külünden zehir kaldı
    Bir hayal olup uçtu da
    Gökte melekler bağırdı
    ''eve dön,eve dön!''
    Döndüm ki; şehrin ağrıları üstüme kaldı
    Bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
    Süpermarketler, bankalar
    /yani toplu insan mezarları/
    Üstüme kaldı.
    Size ne denir ey kalbin istilacıları
    Barbar denir, 'bir hayal yıkan' denir.
    Alın O'nu da götürün, bir kalbim kaldı.
    Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
    Cenevizden geliyordum, elimde mektuplarım vardı.
    Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
    Bir mevsimin ortasında kalakaldıydım
    Bakkaldan manavdan değil,
    Cenevizden geliyordum doktor
    O kızın saçlarından geliyordum
    Yitirilmiş bir mahkemeden
    Galiba kalbimden geliyordum.
    Bir güle boyun eğdiren nedir
    O aşk değilse
    Nedir kalbe çıkartılan
    Tutuklama emri,
    Aşk değilse.
    Ah, o sığınaklardan
    Yitikleri toplayan
    Ve düşlere vuran gemi
    Nedir aşk değilse
    Size kendimden bahsediyorum doktor
    Biraz yağmur kimseyi incitmez.
    İyi ruhların arasında dolaşan
    Bir gölgeden sözediyorum.
    Acıdan çatlamış kalbi
    Soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
    Terkedilmiş şizofrenleri
    Kendine çeken vadiden
    Keşişlerin hüznünden
    Ve bir aşk yüzünden
    Ayları karıştıran kişinin
    Tababet-i ruhiyyesinden
    Size kendimden bahsediyorum doktor
    Ben kar yağarken ıslanmam.
    Benim öbür adım rüzgar
    Uğradığım orman
    Değdiğim kalp uğuldar.
    Deki bulunur elbet
    İyi bir hal üzre kaybolan kişi.
  • Belki bir Hezarfen değildik ama...
    Biz de istedik uçmayı.

    - Hezarfen Ruh-u Revan Çelebi🐥
  • Hayret etmiş olmalısınız, kalbim
    Hezarfen misali havalanınca.
  • Bulutlar her nevî canlıyı çağrıştırıyor. Küçükken en sevdiğim şeydi, bulutları izlemek. Gerçi hala öyle. Hala bulutları ejderhalara, kedilere, gülümseyen Teletabilere, rüyamda gördüğüm siluetlere, insan yüzlerine ve kimi zaman da bazı harflere benzetirim; bilhassa Arapça. belki de Rabca olana benzetiyorum. Her şeyde bir öz arama gayretim daha ufakken içimdeymiş belki de.

    Bir yeşilliğe tüm endişelerimi kenara bırakarak uzanırım, ellerimi başımın altında bağdaştırır, gökyüzünü izlerim. İnce, dağınık bulut izlerine bakarım; gökyüzünün ince maviliğine bakarım. Ölümün rengine bakarım. Çünkü insan ölünce zülcelal'e uçar; kalbindeki Hezarfenle birlikte. Kalbindeki Hezarfen; hayatının türlü pisliği içinde temiz kalabilmiş tek arkadaşıdır. Belki ilahıdır. insan, geldiği yere gider. İnsan kalbindekine gider. Benim gönlümdekine gönlümdekiyle giderim. Ölümün rengi, ince mavi; bol bulutlu yerlere.

    Bulutlara dokunacağım; kadife yanında sert kalır, öyle güzel ki. Çiçekler gibi... Çiçek gibi bulut. Dokununca sahipleniyor; olur da biri bana, fıtratıma zarar verecek olursa pamuk gibi özündeki dikenleri çıkarıyor. Fıtrat-ı müdafaa'ya giriyor bunlar. Fıtrat-ı müdafaa ve muhafazaya giriyor.

    Yaşama sevincimi kaybetmeden evvel, elhamdülillah bundan bir yıl öncesine kadar yani, yürürken şarkı söylerdim. Yani mırıldanırdım. ruhumu ferahlatanın o olmadığını hatta bu dünya üzerinde hiçbir şeyin olmadığını yeni yeni anlamaya başladım. İnsan büyüyor, zamanla değil acıyla. Belki zaman acı demektir; öyleyse zamanla. Ama muhakkak acıyla. Ben de büyüyorum. İyi bir şey mi tam seçemiyorum. İhtiyarlamak, gençleşmek, büyümek, çocuklaşmak iyi bir şey mi ayrımına varamıyorum. Sevilmek iyi bir şey mi bilemiyorum. Bir yılda neler değişti, yalnız takvimde sayılar ve kimi harf kombinasyonları değil ben ve fikir dünyam da.

    Aklımda şiirler var. Şiirler, akan sudan, durgun güneşten, renkli çiçeklerden, şeffaf bir yürekten lacivert gökyüzünden ilham alınarak yazılmış topraklardır. Her şiir bir coğrafyadır. Kimisi gönlünün denizini kurutur, kimisi de kurak topraklarına can verir. Böyledir işte şiirler.

    Yakında ölüm yıldönümünü anacağım İlhan Berk'in bir şiirini anımsıyorum, ki çok severim... Bir kadına okunacak en güzel şiirdir. Bir kadına... Hayır, bir insana. Bir gönle edilecek duadır.

    Üç kez seni seviyorum diye uyandım
    Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
    Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

    Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.

    Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
    Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
    -Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

    Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.

    Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
    Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
    Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

    Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.

    Cumhuriyetin ilk günleri güzel miydi bilmiyorum, kanaat getiremiyorum ama yüzün her daim güzeldir, yüreğin kadar. Bir başak boyu kadar ayrımı var... Başak boyu ayrımı, başını önüne eğmenden; doluluğundan. Vakur halinden... Tahavvülün hep aynı mercide. İnsanın gönlü hep aynı şeyi mi zikreder? Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum... Duyuyordum da, duyuyordun da... senin yüzün sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi, şiir öyle diyor; toprak öyle söylüyor. Sabahın bulutlarından düşmüş gibi. Berrak, aydınlık. Bana Allah'ı anlatan bir yüz seninki. bana hep beni anlatan bir yüz. İşte bu yüzden "ben ne zaman seni üzsem kalbimi çok kırıyorum uçmaya lanet ediyor bir kısım kuşlar." Anlıyor musun? Düştüğün sabahın bulutlarında, selam ettiğin tüm kainat varlıkları bir protesto içinde devam ediyor yaşamaya...

    Ben seni üzdüğümde kalbimi de çok kırıyorum. İçimdeki kırlangıç, kırık dalların içinde çırpınıyor; bir dayanak bulamaz oluyor. Uçmak için kinetik enerji sarfiyatına girişemiyor. Uçtu diyorum; uçtu kırlangıç. Epey oldu diyorum... Sana içimi döküyorum. "Sana içimi döksem birlikte toplar mıyız?" Her şey dağınık kalıyor. Kalsın, hepsi hatıradır. Bakar, anlarım döktüklerimin sana saçıldığını. Bilirim. bilirsin.

    Unutuyorum, unutuyorum, kalıyor sonra ne kadar iyi olduğun...
  • Yazarlar ne iş yapar? Okurken hep meraklanırız. Özellikle Kafka'nın babasına yazdığı mektubu okurken aklıma geldi. Kafka o kadar çok ikilemde kalmış ki meslek seçiminde. Listelist ve bir kaç siteden edindiğim bilgilerle hangi yazar ne iş yapmış toplamaya çalıştım. Siz de bildiklerinizi paylaşırsanız sevinirim.
    (NOT: Önceden böyle bir şey paylaşıldı mı bilmiyorum, paylaşıldı ise lütfen söyleyin)

    Sabahattin Ali - Öğretmen

    Dostoyevski - Mühendis, Memur, Asker (Sürgün)

    Tolstoy - Asker

    Cemal Süreya - Maliye Müfettişi

    Yaşar Kemal - Kütüphane Memuru, Irgat katipliği

    George Orwell - Polis

    Oğuz Atay - Öğretim Görevlisi

    Vladimir Nabokov - Bilim adamı, Küratör

    Franz Kafka - Vergi Memuru, Avukat

    James Joyce - Sinema Operatörü

    Hasan Ali Toptaş - Muavin, İcra Memuru

    Arthur Conan Doyle - Cerrah

    Charles Dickens - Fabrika işçisi

    Orhan Kemal - Bulaşıkçı

    Agatha Christie - Eczacı Asistanı

    John Steinbeck - Hademe

    Jack London - İstiridye Avcısı

    Herman Melville - Banka Memuru

    J.D. Salinger - Seyir Faaliyetleri Müdürü

    Stephen King - Öğretmen

    Yusuf Atılgan - Çiftçi

    Kemal Tahir - Ambar Memuru

    Edip Cansever - Antikacı

    Refik Halit Karay - PTT Genel Müdürü

    Joseph Conrad - Tüccar

    Harper Lee - Bilet Satış Görevlisi

    Sait Faik Abasıyanık - Öğretmen, Tahıl Alım - Satım Toptancısı

    Aziz Nesin - Asker, Gazeteci

    Nazım Hikmet - Asker, Öğretmen

    Knut Hamsun - Tezgahtar, Kalfa

    Turgut Uyar - Muamele Memuru, Asker

    Necati Cumalı - Avukat

    William Faulkner - Yardımcı Pilot, Memur

    Ahmed Arif - Gazete ve Dergilerde teknik sorumlu

    Orhan Veli Kanık - Memur

    Ümit Yaşar Oğuzcan - Bankacı

    Jorge Luis Borges - Kütüphaneci, Eleştirmen, Senarist, Çevirmen

    Lou Andreas-Salomé - Psikanalist

    Halil Cibran - Ressam, Şair, Filozof

    Jules Verne - Borsacı, Milletvekili

    Didem Madak - Avukat

    Anton Çehov - Doktor

    Fernando Pessoa - Mektup Yazarı, Katip

    Adalet Ağaoğlu - Gazeteci

    Nikolay Vasilyeviç Gogol - Memur

    Hermann Hesse - Ressam

    Gabriel Garcia Marquez - Gazeteci, Siyasi Aktivist

    Arthur Schopenhauer - Filozof ve Eğitmen

    Jose Saramago - Editör, Çevirmen, Teknik Ressam, Siyasetçi, Gazeteci

    Cengiz Aytmatov - Veteriner, Gazeteci, Çevirmen, Diplomat

    Peyami Safa - Gazeteci

    Johann Wolfgang von Goethe - Hezarfen, politikacı, ressam ve doğabilimci.

    Jean-Paul Sartre - Filozof, Düşünür

    Stefan Zweig - Gazeteci

    Şükrü Erbaş - TMO'da memur ve yönetici

    Uğur Mumcu - Gazeteci

    Montaigne- Politikacı, Devlet Adamı

    Machiavelli- Politikacı

    Virginia Woolf - Eleştirmen

    Mehmed Uzun- Gezete ve dergi yazarlığı

    Orhan Pamuk - Ressam, Gazeteci

    Marcel Proust- Eleştirmen

    Cervantes - Asker

    İskender Pala - Asker, Öğretim Görevlisi

    Khaled Hosseini - Doktor

    Sigismund Scholomo Freud - Nörolog, Psikanaliz

    Albert Camus - Kaleci, Filozof

    Attila Hamdi İlhan - Gazeteci, Senarist, Eleştirmen

    Antoine De Saint Exupéry - Pilot, Gazeteci

    Aldous Huxley - Filozof, Senarist

    Grigory Petrov - Papaz, Tanıtımcı

    Mehmet Akif Ersoy - Veteriner