Aziz tuttuğu, gözünden esirgeyip üstüne titrediği bu evlât, dünyâya gelmek saâdetine vesîle olmuş o babaya, elbette ki ondan gördüğü nimetin çeyreğini dahi verememiştir
Âciz, kudretsiz, ile yaramaz bir et parçası olarak dünyâyâ gözlerimi açtığım andan bugüne, içinde gark olduğun o pâyansız evlât aşkına karşı benden nasıl bir mukâbele, nasıl bir ikram, nasıl bir şükran ve karşılık görebilmiştir?
Acabâ bizi şarklı olmaktan utandıran neydi? Garplı olmaktan ise ne bekliyorduk? Garba kollarımızı açıp, bin yıllık köklerimizi söktüren: Sendenim, senden olmak için bütün tarihi değer ve faziletlerimden soyunuyorum… dedirten kimdi? Bari bunu olsun bilseydik