Ne tuhaf… İnsanlar, yanından önünden gelip geçtikleri eski zaman hazinelerine ne kadar bîgâne… Mâzi kılığına bürünerek bizimle halleşen, dertleşen bazen de didişen güzellikler, sanki bir zaman evvel fikir ve duygu şelalelerinin, içinde çağlayıp aktığı, zaman içinde mekan tutup devirlerine kendilerinden pay düşürdüğü birer meydan oldukları halde, onların maziden gelen seslerini hemen kimse duymaz, işitmez, hattâ düşünmez bile.