Çiler Nazife Koşar’ın Nar Mevsimi adlı eseri, yalnızca bir anı-öykü kitabı değil; aynı zamanda içsel bir yüzleşme, duygusal bir hesaplaşma ve zarif bir yaşam kaydı. Sayfaları çevirdikçe, insan bir kadının hem evlat, hem anne, hem hukukçu, hem de bir “insan” olarak kırılmalarına, yeniden doğuşlarına, sevda sancılarına ve direnç noktalarına şahitlik ediyor.
Kitap; annesinin yoğun bakım günlüğünden tutun da mesleki birikimlerin, aşka dair hüsranların, ölüme karşı duruşların, çocukluk özlemlerinin ve en çok da özlemin kelimelere dökülmüş halinden oluşuyor. Öyle yalın ve öyle sahici bir dili var ki, kimi zaman başucunuzda bir dost gibi konuşuyor, kimi zaman içinizi kavuruyor, bazen de gülümsetiyor birdenbire.
Birçok yazı, bir mahkeme salonu kadar gerçekçi ve soğukkanlı başlayıp, bir hastane odası kadar sessiz ve buruk devam ediyor. En sıradan cümlelerde bile bir duygu yarığı var. O yarıklardan sızanlar ise; anılar, korkular, umutlar ve yıkımlarla yoğrulmuş. Özellikle “Senin İçin Mücadele Etmeyen, Sadece Gitmeni Bekliyordur” ve “Sevmek Kimi Zaman Rezilce Korkuludur” bölümleri, sadece birer yazı değil; aynı zamanda derin bir varoluş anlatısı gibi.
Yazarın hukukçu kimliğiyle birlikte, dili hem ölçülü hem de son derece vurucu. Yer yer Sabahattin Ali, Tomris Uyar, Attila İlhan ve Çiğdem Talu gibi isimlere gönderme yaparak hem nostaljik hem de çok tanıdık bir atmosfer kuruyor. Bahsettiği olaylar kadar, olayların çevresinde bıraktığı duygusal tortular da güçlü.
Kitabın en etkileyici yönlerinden biri ise içtenliği. Göstermiyor, hissettiriyor. Anlatmıyor, yaşatıyor. Öyle ki, kimi cümlelerde kendi annemi özlüyorum, kimi paragraflarda kayıplarımla göz göze geliyorum. Okurken yanınıza mendil almanız gerekebilir ama aynı zamanda umutla sarılmak da isteyebilirsiniz kendinize.
Nar