Hildebrandt(1875): "Rüyalardaki belleğin derinlikleri en eski dönemlere kadar uzanan ve hiçbir ruhsal önem taşımayan veya canlılık taşımayan, ya da taşısa da bunu uzun zaman önce kaybeden ve sonuçta eski kökenleri keşfedilinceye kadar rüyada olduğu kadar uyanık düşüncelere de tamamen yabancı ve bilinmez gibi gelen insanların, şeylerin, mekânların ve olayların görüntülerini de içerir.”
"(Rüyalar) Ne kadar tuhaf sonuçlara ulaşırlarsa ulaşsınlar, aslında hiçbir zaman gerçek rüyadan kurtulamazlar; ve en aptalca olduğu kadar en yüce yapılarını da her zaman için dünyada duyu organlarımızdan geçen temel malzemeden, ya da uyanık düşüncelerimizde zaten şu veya bu biçimde yer eden şeylerden —başka bir deyişle dışarıda veya içeride yaşadıklarımızdan— ödünç almaları gerekir."
-Hildebrandt
Şinji'de düş kurmak diye bir şey yoktu. Bundan ötürüdür ki mutlu ya da kederli olsun, duyguların hayal gücü yardımıyla büyütülüp karışık bir hale sokulduğu şu melankolik anların sürüp gitmesi diye bir şeyden haberi yoktu.
Tokyo'da gördüğü filmler ve okuduğu kitaplar, artık gözlerinin içine bakıp, "Seni seviyorum," diyecek bir erkek bulma isteğini uyandırmıştı ruhunda, "Beni seviyorsun," diyen bir erkek değil. Ne var ki bunu asla yaşayamayacağına inanıyordu.