Kendimi önemsemenin paslı tadı ağzıma dolacak. Oysa ben şimdi sıradanlığı, herhangi biri olmayı kabul etmek istemiyorum. Bir nota kitabını, yani aslında bütün bir müziği önüme açıp dudaklarımı kıpırdatarak sessizce nota okumaya razı olmak istiyorum. Dünyaya yeni gelen bir okur gibi.
Resim azıcık eğri duruyordu. Temizliğe gelen kadın tozunu alırken çerçeveyi yerinden oynatmış olmalıydı, sokaktan geçen ağır bir kamyon evin duvarlarını sallamış da olabilirdi. Gidip resmi düzelttiniz ve "Artık sadece eğriyken fark ediyorum bu güzelim resmi!" dediniz.
Kulağınızda sallanan büyük küpeler, boynunuzda birkaç kolye, tombul ellerinizin bütün parmaklarında yüzükler... Bütün bunlar size doğrudan bakmayı zorlaştırıyordu. Bir insana doğrudan bakamamak üzücüdür...
Varlıkların en temel niteliğinin ne olduğunu sorgulatan güneşli günler vardır. Hiçbir ikramiyenin isabet etmediği piyango biletleri gibi günler vardır. Hatıraların bıçak kadar keskin kenarlarında ışığın bir an parlayıp sonra kaybolduğu günler vardır. Öyle bir gündü. Sıradan bir gündü.