"Bütün bu şeyleri öğrenebiliyorsam..." dedi Deborah, "...okuyup öğrenebiliyorsam, neden hâlâ her şey bu kadar karanlık?"
Carla ona bakıp hafifçe gülümsedi. "Deb, olguları, kuramları ya da dilleri öğrenmenin kendini anlamayla bir ilgisi olduğunu kim söyledi sana?"
Erkekler sınırsız derecede şehvet düşkünü vahşilerdir. Erkekler hayvandır...ben de içimden ona katılıyordum. Bir keresinde, sokakta bir teşhirci gördüğüm için beni azarlamıştı. Adamın ilgisini çektiğime göre, benim de bir şeyler yapmış olduğum kanısına varmıştı. Öfke ve korku içinde, bütün erkekler yerçekimi yasasıyla bana doğru çekiliyormuş gibi, söylenip durmuştu. Ona 'Benim gibi çoktan mahvolup yozlaşmış birine ne yapsınlar? Ben kimsenin işine yaramam ki,' demiştim. O da bana bir tokat patlamıştı, çünkü söylediklerim doğruydu.
"Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz adalet vadetmedim."(...) "ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır... üstelik böyle bir dünya çok sıkıcı bir yer olur!"