Herkese merhabalar,
Öncelikle yazarın hayatına baktığımda herkes gibi benim de ilgimi çekti. Doktorların beyin tümörü var diyerek bir yıldan az ömür biçtiği yazar, karısının hayatını geçindirmek için kitap yazmaya başlıyor. 12 ay içinde beş kitap yazan yazar yanlış tanı koyulduğunu öğreniyor. Bu sürede yazdığı kitaplardan biri de Otomatik Portakal. Kitapta, yazarın bu dönemdeki psikolojisini yansıttığını net bir şekilde görebiliyoruz. Nefret duygusu…
Eseri okumaya başlamakla gerilmeye başlamanız bir oluyor kesinlikle. Baş kahramanı Alex’in (kelime anlamıyla kanunsuz demekmiş; a= olumsuzluk eki/lex=kanun) ve çetesinin içlerinden gelen ve azalmayan bir şiddet eğilimine, yoldan çıkmışlığa, yaptıkları korkunç cinsel saldırılara şahit oluyorsunuz. İtiraf etmeliyim ki başlarda kitabı bu yüzden bırakmayı düşündüm. Fakat asıl anlatılmak istenene yoğunlaşmak istediğim için devam ettim. Çevresine dehşet saçan bu çete kitabın neresinde yola gelecek diye bekledim.
Kitabı okuduktan sonra da kendime şu soruları sormadan edemedim sanırım. Seçme özgürlüğümün olmadığı iyilik mi yoksa hür irademle yönelebildiğim kötülük mü? Tabi ki burada özgür iradeyi savunacağım. Kitapta, özgürlüğünü kaybeden bireyin kişiliğini de kaybettiğini söylüyordu. Buna kesinlikle katılıyorum; kendim olamadığım bir benlikte özgür iradeye rastlanacağını da düşünmüyorum. Sonuç olarak kendimizi Alex’in yerine koyduğumuzda yani bireysel düşündüğümüzde, sanırım herkes ‘Özgürlük’ diye haykıracaktır. Fakat ben burada yine de devlet gözüyle bakılması gerektiğine inanıyorum. Biraz da günümüz olayları ile bağdaştırıyorum sanırım. Günümüzde yaşanan şiddet dolu olayları, tecavüzleri düşünün ve suçlunun bir Alex’e dönüştüğünü hayal edin. Kesinlikle iç rahatlatıcı bir ceza yöntemi. Suçluyu ömür boyu iyilik yapmakla ıslah
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113bin okunma