Roman mekânının kurulu olduğu zemin efsanelerin,inançların,sevdanın, medeniyetlerin ve ne acı ki ölümün en acı hallerinin,yokluğun ve bir o kadar varlığın kaynağı olan topraktır; Mardin.Anlatımdaki geriye dönüşlerde farklı şehirler de bulunur.
Romanda bulunan iki cümle romanı okurken neredeyse her sayfasında varlığını hissettirdi:”Boğazımda bir sızı,bir kor.Suyla sönmez,yutkunmayla gitmez.”
Daha ilk andan itibaren karşındaki kişiye karşı hesapsızca bir inanma varsa o kişiye âşıksındır.O ne demişse doğrudur,sorgulamazsın.Tıpkı Murat’ın Meltem’e inandığı gibi.
Meltem,içinde barındırdığı kadınlarla Murat’ın hayat yoluna bir tren yolculuğunda çıkar.Meltem’i,ailesinden geriye kalanların yanına,Mardin’e götürür.Meltem’in içindeki kadınlar acıdan doğmuş ve her biri bir diğerine yerini bırakırken aslında içinde ölmüşlerdir.Murat,Meltem’e Hivron adını koyar,Meltem’in yeni adı Hivron”dur.Murat,o kadınlarla Meltem’in anlattığı kadarıyla tanışır.Her biri bu coğrafyanın yarasıdır,her biri gerçektir fakat ortada gerçek olmayan bir şey vardır ki,bu da romanın ters köşe yapan sonuna bağlanır.
İnsanlarım gözlerinden hikâyelerini anlayan,onları çalan Murat bu defa Hivron’un hikayesini hem dinler hem yaşar.
Efsaneler,mitler,büyüler,fantastik öğeler, semboller eşliğinde ilerleyen gerçekçi anlatıma sahip olan kitap Büyülü Gerçekçiliğe benzese de keskin biçimde belli zaman ve mekân ayrıntılarıyla bu tarzdan uzaklaşır.Roman,özellikle sonu itibarıyla psikolojik izler de taşır ve bu ayrıntı romanın kökünü oluşturur.
Ölümü bekleyen ve Murat’ın kardeşi olan Rosida,iki cin doğurduğunu düşünen,büyüler yapan Murat’ın ikinci annesi Hedla,dağlara kaçan Murat’ın kardeşi,toprağa verilen Murat’ın aile üyeleri,Meltem’in yani Hivron’un anlattığı,kendine isimlerini verdiği tüm kadınlar ve kitapta yer alan