İnsanlar sistemlere, bazı soyut kavramlara o denli bağlıdırlar ki, sadece mantıklarını haklı çıkarmak için gerçekleri göz göre göre değiştirmeye, gözlerini kapayıp kulaklarını tıkamaya razıdırlar.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir dört yol ağzında durur kendimi yorumlarım Zaman törpüledikçe ben daha da parlarım
Ne yedirirlerse yedirsinler
Ve ne giydirirlerse giydirsinler
Ben Osmanlıyım...
***
Coşkun bir ozandır Evliya Çelebi'm,
Her zaman yeni, her zaman ilık, her zaman evrensel
Hoca Nasreddin'im
Her yerde Mîmar Sinan'ımın ölümsüz imzası; Türk İslam ruhunun motifleridir Köprüler, çeşmeler, ulu camiiler...
***
İstanbul deyince akla ilk Ak Şemseddîn gelir, Fâtih gelir, Ulubatlı Hasan gelir,
Bir beyaz at gelir deniz dalgaların binmiş... Şehitler, gaziler geçer gözlerimin önünden şevkile
Fethettiğimiz topraklara can gelir.
Bursa deyince Emir Sultan;
Ankara deyince Hacı Bayram Velî;
Sarmış Yurdumuzu Bir İnanç yeli...
Bahaettin Karakoç/Mektup
Belki de her işin başı insanoğlunu sevmiyoruz. Toprağa, göğe, suya, ateşe, tuza, somuna gönül vermemişiz ki. Türkülere, ağıtlara teslim olmamışız ki. Çirkin ve güzel diye tutturmuşuz. İyi ve kötü diyoruz. İşimize gelmeyeni damgalayıp duruyoruz. Gönlümüzün tutmadığını, aklımızın kesmediğini kınamayı âdet haline getirmişiz. Sonra işler, başarılar, mesut günler bekliyoruz. Elimizden gelse gökyüzünden, günışığından, hattâ ve hattâ karanlıktan mahrum etmeyi düşündüğümüz tümen tümen insan var. Ellerimiz, kafamız ve gönlümüz bir ve beraber değil. Hani insanoğlunu sevmiyoruz demiştim ya. O zaman yolumuz yol değil. Önceleri yolumuz aydınlıktı. Sonraları neden böyle oldu bilmiyorum. Yahut biliyorum, yahut biliyorsunuz bundan ne çıkıyor?