ALTHUSSER VE MARKS’IN “TEORİK ANTİ-HÜMANİZM”İ
MARTA HARNECKER
SEPTEMBER 19, 1995(*)
Bütün dünyada birçok saygın entelektüel Louis Althusser’i insanı Marksizmden dışlamaya kalkışmasından dolayı eleştirmiştir. Althusser insanın tarihte üstleneceği rolü yadsıyarak onu yapıların basit bir kuklasına indirgemekle suçlanmıştır. Bunun en iyi kanıtı “Marks’ın Teorik Anti-Hümanizm”i (1970, 229) hakkındaki provokatif tezi değil midir?
1. ALTHUSSER’İN TEZİNİN İDEOLOJİK BAĞLAMI
Fransız filozofun bu kelimelerle ne demek istediğini anlamak için, düşüncesini analiz ederken onun kendi metodunu kullanalım; ilk önce tezin ortaya çıktığı ideolojik bağlamı inceleyelim. Bu tez, ucu açık bir müzakere süresinde, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin (SBKP) Şubat 1956’daki Yirminci Kongresi’nin ardından doğdu, sosyalizmin problemlerine ve kişi kültü eleştirisine değindi.
Bu kongre sosyalizmin coşku döneminde gerçekleşti. “Kızıl gelgit” sadece dünyanın her tarafına yayılmakla kalmamış, savaş yüzünden yaşanan büyük maddi hasara maruz kalmasına karşın SSCB de dünyanın ikinci ekonomik ve askeri gücü olmuştu. Üstelik Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin deklarasyonlarına göre, gelişmiş sosyalizm evresine erişilmişti ve komünizmin kuruluşu evresine giriyorduk. Devlet bir sınıflı devlet (class state) değildi artık, halkın tamamının devletiydi. Sovyetler Birliği, “Her şey insan için, kişinin meşruiyetine ve haysiyetine saygı” sloganını ilan etti. İşçi sınıfı partileri sosyalist hümanizmin zaferlerini kutladı. Marksist entelektüeller bu temaların teorik güvencelerini Kapital’de ve hatta Genç Marks’ta aradılar. İnsanın yabancılaşması ana tema oldu. İnsanlığın problemleri tartışıldı ve sınıf