İnceleme yazmadan önce epey bir bekledim çünkü bu kitapla ilgili biraz arada kaldım. Genel olarak kitabı sevdiğimi söyleyemem, her ne kadar kitabın “fikri” hoşuma gitse de.
Kitapta üç önemli karakterimiz var ve hikayeyi üçünün gözünden takip ediyoruz. Lia ana karakterimiz, prenses fakat evlilikten (ve onu evlendiren ailesinden) kaçıyor. Onun peşine de Kaden ve Rafe adlı iki adam düşüyor. Kitabın başında bunlardan birinin evlendirileceği prens, diğerininse onu öldürmekle yükümlü bir suikastçi olduğunu biliyoruz. Ama hangisi hangisi bilmiyoruz.
Buraya kadar, dediğim gibi, “fikir” çok güzel. Dürüst olmak gerekirse biraz fanfiction teması gibi ama yazarın dili fanfiction olmak için oldukça kaliteli. Fakat kanımca kurgunun işleniş biçimi sıkıcı. Hikayeyi potansiyeline ulaştıramamış. Çok daha heyecanlı bir serüvenin içine çekebilirdi yazar bizi. Lia’yı yakalayacaklar mı, ne olacak, heyecanlanabilirdik. Ve bence tek kitaplık bir şey de olabilirdi. Ama hayır. Yazar kitabın devamının geleceğinden emin olmaya çalışmış. Burada 250 sayfa dediğine bakmayın, kitap 530 sayfa. Ve yazar yazdığı şeyden ziyade yazacaklarına odaklanmış gibi. Heyecanlı bir koşuşturmayla geçen romantik bir kitap olabilecekken yarım hissettiren bir epik fantezi olmuş.
Romantik kısımları okumak, ne yalan söyleyeyim, keyifliydi. Ama o kadar. Onun haricinde ne olay örgüsünden ne de evrenin tasarımından keyif aldım.
Daha fazla detaya inmeyeceğim. Muhtemelen benlik bir kitap değildi, 14 yaşında Wattpad’de denk gelsem seveceğim türden bir kitaptı. “Hedef kitlesi olmadığım kitabı değerlendirmeme” ilkemi koruyup puanlamayacaktım fakat 14-15 yaş için de 500 sayfanın ve yazarın dilinin ağır olduğuna inanarak belki de hedef kitlesi bendim diye düşündüm. O yüzden puanlıyorum. Tabiri caizse “mid” idi.