İdil Drita

8/10
·1344 syf.··
2025 9. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2025 00:00
Tüm Cosmere kitaplarını (Isles of Emberdark ve Tailored Realities hariç) bitirmiş biri olarak, 8/10 bir Sanderson kitabına verdiğim en düşük puanlardan biri maalesef. Yanlış anlaşılmasın, bu kitabı sevmedim demek değil. Birçoğunuz kitabın ne kadar nefret topladığını sosyal medyada görmüştür. Bu incelemede önce bu nefretin nedenini açıklamaya çalışacağım sonra da neden kendim kitaptan nefret etmediğimi anlatacağım. Her zamanki gibi incelemem “spoiler”lı ve “spoiler”sız kısım olarak ikiye ayrılacak. 1) “Spoiler”sız kısım Sanderson bu kitabı on günde geçecek şekilde ayarlamış, bu da kitaba belli bir tempo katıyor ve takibi kolaylaştırıyor. Bu on gün içinde birçok farklı POV’den karakterlerin ne yaşadığını takip ediyoruz. Serinin her kitabında olduğu gibi bu kitapta da bir karakterin geçmişini ayrıntılı bir biçimde öğreniyoruz – Szeth. Szeth benim düşünce yapısını en merak ettiğim karakterlerden biriydi ve derinlemesine incelenmesi kesinlikle güzeldi. İncelemenin devamını dediğim gibi önce nefretin sebeplerini sunup sonra açıklama yaparak ilerleteceğim. Nefretin ilk sebebi: Genel olarak 4 ve 5. Kitaplar ilk üç kitaptan daha yavaş ilerliyor. Sırf bu sebepten bile son iki kitabın çok sevilmediğini düşünüyorum. Üstelik, ilk üç kitap daha fazla kahramanlık ve insanların kolayca hoşuna gidebilecek (romantize edilebilecek) bir ton sahne içerirken son iki kitap bu sahneleri çok daha az işliyordu. Bu kitapta da birkaç gerçekten güzel, duygulandırıcı sahne vardı fakat ilk üç kitaba göre sayıca azdı. Nefretin ikinci sebebi: Sanderson’ın değindiği konular değişiyor. 4. Kitapta mental sağlığa değinmeye zaten başlamıştı, bu sefer de değiniyor. Ayrıca birkaç insanın bu kitabın LGBTQI+ içeriğini eleştirdiğini gördüm. Eğer Sanderson’ın buna değinmesiyle ilgili bir sorununuz varsa
Wind and TruthBrandon Sanderson · ‎Tor Books · 202420 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·640 syf.··
2024 13. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 06 Ağustos 2024 20:05
The Will of the Many yeni favori kitabım. Kitabı “Red Rising’e benzer kitaplar” tarzı bir listeden buldum ve genelde sevdiğim serilere benzer seriler arayışına girip okuduğum kitapları çok da sevemem. Ama bu kitap fazlasıyla başarılıydı. Öncelikle kitap fazlasıyla akıcıydı. Stajımın ortasında okuyup okuyacak zamanı zar zor bulmama rağmen elimden bırakmakta zorlandım. Stajda günde maksimum otuz sayfa okuyabilip günün geri kalanı kitabı düşündüğüm oldu. Hatta kitabı bitireli, şimdi, bir haftadan fazla oluyor ve hala kitabı arıyorum. Bu açıdan ben de The Name of the Wind’i bitirdiğimdeki hissiyatı yarattı. Şu anda okuduğum diğer kitaplardan keyif alamıyorum. Ana karakterimiz biraz Darrow (Red Rising) ve biraz da Kvothe (The Name of the Wind). Ve normalde bir kitapta bunu fazla hissettiğimde kitabı “copycat” bulur, özgünlüğünü eksik görüp pek sevmem. Hatta sırf bu yüzden uzunca bir süre bu kitaba çok daha düşük bir puan vermeyi düşündüm, zihnimde uzunca bir süre 8/10 kaldı. Çünkü klasik bir temayı, daha önce defalarca kez okuduğum bir temayı takip ediyordu. Ama sonra fark ettim ki daha önce okuduğum bu temadaki kitapların birçoğundan daha iyi ve benim favorilerimle yarışır nitelikte. Kitaba 10/10 vermemin kişisel birkaç sebebi de var, maalesef. Birincisi tasarlanan dünyanın modern bir Roma İmparatorluğu’nu anımsatması. Bu kitap “romantasy”ye ek “rome-tasy” diye bir genre açılmasını dilememe sebep oldu. Diğer bir sebep de ana karakterin tam seveceğim şekilde tasarlanmış oluşu, dediğim gibi, Darrow ve Kvothe arası bir karakter. Kitaba 10/10 vermemin kişisel olmayan sebepleri de kitabın oldukça özgün büyü sistemi ve harikulade tasarlanmış olay örgüsü. Buna okuyacak herkesin katılacağına inanıyorum. Fazla spoiler vermeden kitabı incelemem çok mümkün değil ama
The Will of the ManyJames Islington · ‎Gallery / Saga Press · 202313 okunma
5/10
·250 syf.··
2024 11. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 27 Temmuz 2024 00:00
İnceleme yazmadan önce epey bir bekledim çünkü bu kitapla ilgili biraz arada kaldım. Genel olarak kitabı sevdiğimi söyleyemem, her ne kadar kitabın “fikri” hoşuma gitse de. Kitapta üç önemli karakterimiz var ve hikayeyi üçünün gözünden takip ediyoruz. Lia ana karakterimiz, prenses fakat evlilikten (ve onu evlendiren ailesinden) kaçıyor. Onun peşine de Kaden ve Rafe adlı iki adam düşüyor. Kitabın başında bunlardan birinin evlendirileceği prens, diğerininse onu öldürmekle yükümlü bir suikastçi olduğunu biliyoruz. Ama hangisi hangisi bilmiyoruz. Buraya kadar, dediğim gibi, “fikir” çok güzel. Dürüst olmak gerekirse biraz fanfiction teması gibi ama yazarın dili fanfiction olmak için oldukça kaliteli. Fakat kanımca kurgunun işleniş biçimi sıkıcı. Hikayeyi potansiyeline ulaştıramamış. Çok daha heyecanlı bir serüvenin içine çekebilirdi yazar bizi. Lia’yı yakalayacaklar mı, ne olacak, heyecanlanabilirdik. Ve bence tek kitaplık bir şey de olabilirdi. Ama hayır. Yazar kitabın devamının geleceğinden emin olmaya çalışmış. Burada 250 sayfa dediğine bakmayın, kitap 530 sayfa. Ve yazar yazdığı şeyden ziyade yazacaklarına odaklanmış gibi. Heyecanlı bir koşuşturmayla geçen romantik bir kitap olabilecekken yarım hissettiren bir epik fantezi olmuş. Romantik kısımları okumak, ne yalan söyleyeyim, keyifliydi. Ama o kadar. Onun haricinde ne olay örgüsünden ne de evrenin tasarımından keyif aldım. Daha fazla detaya inmeyeceğim. Muhtemelen benlik bir kitap değildi, 14 yaşında Wattpad’de denk gelsem seveceğim türden bir kitaptı. “Hedef kitlesi olmadığım kitabı değerlendirmeme” ilkemi koruyup puanlamayacaktım fakat 14-15 yaş için de 500 sayfanın ve yazarın dilinin ağır olduğuna inanarak belki de hedef kitlesi bendim diye düşündüm. O yüzden puanlıyorum. Tabiri caizse “mid” idi.
The Kiss of DeceptionMary E. Pearson · Henry Holt and Co. · 2014154 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2024 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Temmuz 2024 21:08
Shades of Magic fanları lütfen yardımıma koşsun. Bu kitap yaklaşık altı senedir “okuyacaklarım” arasında duruyor fakat bir sebeple şu vakte kadar erteledim. Ve şimdi okuyunca kitaptan (sanırım) küçükken alacağım zevki alamadım. Sonraki kitaplarda bu değişir mi? Belirgin bir gelişme var mı? Yoksa bu kitabı sevmediysem hiç devam etmeyeyim mi? Her neyse, incelememe geçecek olursam: Bu kitap benim “karakter odaklı kitaplar” diye ayırdığım kategoriden. Güzel tasarlanmış karakterlerle doluydu fakat kurgunun pek bir derinliği yoktu. Büyü sisteminin üstünkörü olması çok umurumda değil, (her ne kadar daha detaylı ve gerçekten de rengin tonlarıyla ilgili bir şeyler hayal etmiş olsam da) fakat genel olarak olay örgüsü de fazlasıyla basitti. Hiçbir noktada şaşırmadım veya etkilenmedim. Sanki kitabın içi havalı olması gereken sahnelerle doldurulmuştu. Evet, karakterlerin havalı tasarlandığını düşünüyorum ama hiçbirinin derinine inilmemişti. Örneğin Kell ve Rhy’ın “kardeş gibi” olan yakınlıklarına yazar güzel değinememiş, diye düşünüyorum. Bize yakın olduklarını göstermektense direkt “çok yakınlar” deyip geçmiş gibi. Kitaptaki birçok şey böyle ilerliyor hatta. Hiçbir insan ilişkisine derinlik katılmamış. (Kitap sonu SPOILER: ||Lila ve Kell arasında olanlar örneğin aşırı yersizdi bence. Ben aralarında romantik bir şey olacağını bile hissetmemiştim, hikaye başından beri Lila’nın tavırlarından rahatsız oluyordum hatta.)|| Kısacası pek sevemedim ve buna aşırı üzüldüm. Keşke daha küçükken okusaydım, belki o zaman fikrim farklı olurdu. Okuyucu kitlesinin ben olmadığını düşünüyorum, dolayısıyla düşük puan verip kitaba yazık etmeyeceğim.
A Darker Shade of MagicVictoria Schwab (V.E. Schwab) · Tor Books · 2015371 okunma
7/10
·640 syf.··
2024 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2024 12:56
Neden okuduktan iki-üç hafta sonra bir inceleme yazıyorum bilmiyorum. Sanırım seriyle ilgili çok arada kaldım çünkü. Bu incelemem direkt olarak seriyle ilgili olacak (iki kitap için de yani). Öncelikle seriyi okurken keyif aldığımı belirterek başlamam gerekiyor. Ergenlik senelerini Açlık Oyunları ve Labirent’in yönettiği bir dünyada geçirmiş biri olarak kitabı kendim için güvende hissettiğim bir yer gibi görmem gayet doğaldı. Üstelik ejderhalara bayılan biri olarak okumadan geçemeyeceğim bir seriydi. Kitap daha çok romantizm odaklıydı ve en sevdiğim temalardan biri olan “enemies to lovers” içeriyordu. İlk kitabın başlarında Violet ve Xaden arasındaki ilişki çok hoşuma gitse de ilerleyen noktalarda şu klasik “artık ona güvenmiyorum-şimdi güveniyorum-şimdi yine güvenmiyorum” döngüsüne düştü ve ikinci kitabın sonuna kadar da öyle devam etti. Yemin ederim, kitaptan diğer her şeyi çıkarırsak ve sadece ilişkilerine bakarsak Feyre ve Rhysand’dan bir farkları kalmayacak. Dış görünüşlerine kadar hem de. Aralarındaki dinamiğin bu derece klişe olduğuna inanıyorum ve o yüzden bir noktadan sonra sıkılmaya başladım. Eğer yaratılan evren vesaire harikulade olsa ya da olay döngüleri mucizevi bir biçimde ilerlese çok önemsemezdim ama kitabın sonlarına abartılı bir biçimde döşenmiş “plot twistler” haricinde pek beni heyecanlandıran bir şey olmadı. Yanlış anlaşılmasın, kitap su gibi akıyordu, okurken okuduğumu hissetmiyordum ama öte yandan beklemediğim hiçbir şey olmadı. Tahmin edemeyeceğim şeyler oldu, özellikle kitap sonlarında ama kalkıp “yok artık” olmadım. Yazarın ilerleyişini bir yerden sonra anladım çünkü, kitap sonlarına doğru büyük olaylar beklemeye başladım. Olay örgüsünden ziyade karakterlerle ilgili büyük sıkıntılarım var. Basite indirgemek gerekirse Violet da Xaden da çok
Iron FlameRebecca Yarros · Entangled: Red Tower Books · 20233,216 okunma