Benim serilerin ikinci kitaplarıyla sıkıntım ne gerçekten bilmiyorum. Özellikle de üçlemelerin ikinci kitapları beni hiçbir zaman tatmin etmiyor. İlk kitabı gitgide elimden bırakmakta zorlanırken bu kitapta tam tersi bir etki oldu. Başta çok seri başladım ama sonlarına doğru heyecanımı biraz yitirdim. Buna rağmen bu kitaba 8’den aşağı bir puan vermek yakışık almaz gibiydi, çünkü akıcılığı biraz azalmış da olsa kurgu yine mükemmeldi.
İlk kitaptaki o olayların iç içe girişi olmadığından biraz eksik hissettim. Fakat bu kitaptaki POV’ler de oldukça güzeldi. Normalde çocukların açısından okumayı sevmesem de Nassun’u okumak zevkliydi. Ve her ne kadar az da olsalar Schaffa POV’leri beni çok heyecanlandırdı. Çünkü Guardian’lar ve stone-eater’ların olayını sahiden merak ediyorum.
Bir de spoiler sayılabileceğinden uyaracağım şurada ama eklemek istediğim bir şey daha var: (Hafif Spoiler!) Astronomik açıdan düşününce bir uyduya sahip olmak zorunda değil gezegenler, bu yüzden bir ayın yokluğunun bu şekilde göze çarpışı garip geldi biraz. Yani, eskiden olduğu için, evet ama kaç yıl önce? 10.000 yıl falan, belki daha fazla. Ay emin değilim, belki bizim dünyamızın devamıdır galiba olay o. Neyse.
Güzeldi, asıl puanım 8.5 diyebilirim bile. Üçüncü kitaba hızlıca geçerim muhtemelen.
Tüm seriyle ilgili düşüncelerimi birinci kitaba yazmaktansa buraya yazacağım, çünkü incelemem spoiler içerecek ve seriyi -bu kitap da dahil- okumadıysanız şayet bu incelemeye bakmamanızı öneririm.
İlk Percy Jackson serisini okuduğumda ortaokulun başlarındaydım. İkinci seriye başladığımdaysa lisedeydim fakat o zamanki koşullarım altında seriyi sonuna kadar tamamlayamamıştım. İlk 3 kitabı okumuş olduğumdan da tekrar okumak hep zor gelmişti doğrusu fakat şimdi, şu yaşımda, cesaretimi tekrar bularak en baştan 2. seriye başladım. Bu sefer ilk okuyuşumdan farklı olarak orijinal dilinde okudum. Ve başlangıçta kendime sürekli ‘artık büyüdüm bunun için sanki’ deyip dursam da en nihayetinde bunun kendime söylediğim bir yalan olduğunu algılayabildim ve “çok geç kaldım” diyerek düşünmeyi keserek zevkle okudum.
Çok fazla kendimden bahsettiğim bir giriş oldu, üzgünüm ama bu seri beni birçok açıdan duygusallaştırıyor. Şimdi geçmişe dönüp bakınca Rick Riordan’ın yazdığı karakterlerin düşünsel gelişimimi ne yönde etkilediğini açık açık görebiliyorum: Öncelikle karakterlerin, hikayenin geçtiği mekanların çeşitliliği gerçekten harikulade. Özellikle bunların çocuk/genç yetişkinlere hitap eden kitaplar oluşu göz önünde bulundurulunca kültürel, ırksal, dinsel ve diğer her açıdan sunduğu çeşitlilik gerçekten mükemmel. Bunu büyürken hep söyledim, hala da söyleyeceğim: Rick Riordan en iyi çocuk kitaplarını yazıyor.
Seriye ilk okuyuşumda soğuk yaklaşma sebebim Percy’nin yokluğu ve 3. ağız yazım tarzıydı. Bu seferki okuyuşumda bu tarzda dahi Rick’in mizahını başarılı bir biçimde koruduğunu ve hikayeyi beni güldürerek sürdürebildiğini görünce küçükken devam etmeyişime pişman oldum. Başlarda -neden bilmiyorum- Jason, Piper ve Leo’dan hoşlanmazken seri sonuna doğru üçü de -özellikle Jason-