Bir olgunun özellikleri, onun, geçmişinden tutturularak incelenmesiyle daha iyi anlaşılabilir. Söz konusu iki olgu birbirleriyle bağIantılı olmasa, aralarında kesinti, sıçrama bulunsa bile bu, böyledir. Çünkü herhangi bir şeyin özellikleri, onun zıddı olan, zıddı olmasa bile bazı bakımlardan ondan farklı olan bir şeyle yan yana konunca, daha iyi görülür.
Mitoslarda ve dinsel tarihlerde olaylar, doğanın, canlıların, insanların, tanrıların varoluşlarından ya da yaratılışlarından başlatılmaktadır. Bundan ders alınmalı. Oysa "ulusal tarih" örneklerinde öykü, ulusların (sözde) oluşumlarından başlatılır. Savaş tarihleri, devletlerin oluşumunun öncesine geçmez. Bu tutumlar, insanların tarih anlayışlarında, tarih bilinçlerinde boşluklar oluşturmaktadır.
Dördüncüsü, çağdaş bilimsel bir tarih anlayışı "kahramanlar tarihi" biçiminde olmamalıdır. Tarih, "ulusal tarih" anlayışını benimseyenlerce pek tutulan "hanedanlar tarihi", "savaşlar tarihi", "kahramanlıklar tarihi" de olmamalıdır. Elbette tarihin içinde yöneticilerden, hanedanlardan, kahramanlardan söz edilecektir. Ama onlar tarihin ekseni olarak görülmemelidir. Tarihin onların istenci (iradesi) çevresinde döndüğü sanılmamalıdır.
Üçüncüsü, tarih bilimcisi, vakanüvist (önemli görülen olayları yazıya geçiren devlet görevlisi) olmadığı gibi, tarih, kronoloji (olayların oluştukları yıllara göre sıralanması) olarak görülmemelidir.