İnsan hem yapan hem bozan, hem seven hem kıran bir varlıktır. Bu çelişki kendisini ve diğer insanları anlayabilmesini güçleştiren en önemli etmenlerden biri olmuştur.
"Evimiz" dediğimiz yer, onun düşlenmesindeki kusursuzluğun tersine, aslında her an bir değerin eklenmesiyle zenginleşen fakat hiç tamamlanmayan ve bu yüzden ona kendimizle (kusurlarımızla) özdeşleştirdiğimiz "yuva" gözüyle baktığımız dünyadır.
Eskiden her insanın teninin kokusundaki farklılık, kentlerin, sokakların ve evlerin kokusunda da duyulabiliyordu ve bu durum, bizim onları keşfetmeye olan arzumuzu perçinliyordu.
Bir kente, sokağa veya caddeye girilebilir ama bir mahalleye girilmez. (...) Günlük konuşmalarımızda "ben mahalleye girdim," cümlesini kullanmayız. Çünkü mahalle, aidiyet hissini açığa çıkaran psikolojik işaretlemelerle çevrelendiğinden kaygan bir "fiziksel" özelliğe sahiptir.
Çıktığı ilk günlerde sosyal medyada denk geldiğim ve konusunun, isminin, kapağının içimde bir yakınlık hissi uyandırdığı için okumaya karar verdiğim bir kitaptı. Yazarın konuya zaman ve zamanın tarihten bu yana hayatımızdaki yerinden başlaması, sizi öncelikle zaman algınız üzerine düşünmeye yöneltiyor. Daha sonrasında ise, yaşam alanımızın geçmişten günümüze, bir başka deyişle "Haneden Ev Haline" geliş sürecini inceliyor. Son bölümde ise evden başını çıkartıp, sokak ve mahallelerimizin değişimine değiniyor. Kitap diyorum ama ben bazı noktalarda makale okuyormuşum gibi hissettim açıkçası. Kitapta anlatılanlarda kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz. Ya da anlatılanlarla ilgili bizden yaşça büyük insanlar ile sohbet ederek, yazarın perspektifi ile tecrübe edilen arasında bir karşılaştırma yapma ihtiyacı duyabilirsiniz. Kitapta eleştirebileceğim tek nokta çok fazla Fransızca kelimenin kullanılmış olması. Yazarın Fransa'da doğmuş biri olması bu durumu açıklıyor ancak yine de yabancı kelimelerin daha az kullanılmasını beklerdim. Bunun dışında hoş bir kitap olmuş, tavsiye ederim.