Onca acıya rağmen ilk kez güldürmüştüm onu.Fakat bu kez yalanla değil,hakikatin kendisiyle başarmıştım bunu.Çünkü gerçek, her zaman kurgunun bir adım önündeydi.
İşin ucunda delilik varsa,delirmeye karar vermişse,aklını kaçırmışsa ona hiç kimse karışamazdı.Çünkü herkesin,içeride veya dışarıda, zamanlı ya da zamansız,yavaş yavaş veya aniden, az yahut çok, dilediği veyahut dilemediği bir biçimde delirme hakkı vardı bu dünyada.
Avuntunun türlü halleri olurdu. Barana için bu,deterjanlı suya batırıp çıkardığı bir paspas ve havalandırmaya gerdiği naylon bir çamaşır ipiydi artık.Bir de cebinde taşıdığı zarftaki kızıl bir saç teli.Başka zaman olsa,hiç öyle şey olur mu,derdim.Ama cezaevinde insanın neyle ayakta kalacağını, nasıl bir umuda tutunacağını,hangi avuntuyu kendisine çare belleyip ne tür bir tesellinin kollarına atılacağını kim bilebilirdi ki.
Gökyüzünü aylar sonra ilk kez görüyordu muhtemelen. Yutkundum bu haline.Altında yaşayıp durduğumuz gökyüzü bu kadar mı kıymetliydi,diye düşündüm.İçime bir şeyler oturdu.