Bizim evde de var bir resim kutusu. Vakti gelince annem çıkarır koyar babamın önüne. Babam başlar birer birer resimleri incelemeye. Fotoğraf değil, resim. Babasının fotoğrafıyla karşılaşır sonra. Boğazından gelen sesten anlarım ben bunu. Yutkunur, susar.
Baba, kimin önden gideceği bilinmez ama tıpkı bana emanet ettiğin pul ve para koleksiyonların gibi resim kutusunu da bana emanet edeceğini biliyorum. Ve ben tıpkı pul ve para koleksiyonlarında olduğu gibi üzerine hiçbir katkı sunmayacağım.
Baba, resim kutusundan çıktığında bir gün eğer yanımda olmazsan o kutunun adını değiştireceğim. Fotoğraf kutusu olacak benim için. Evin en ücra köşesine saklayıp bir daha asla çıkarmayacağım. Bakmayacağım fotoğraflarına. Çekildiği gibi değil, sevdiğim gibi hatırlayacağım seni.
Benim adım bilinen cevapların üstüne mühürlenmiş
Ellerim tütsülenmiş
Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında
Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar
Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar
Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa
Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara
Ve bu yüzden yakışıksız oluyor
İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak
Ve bu yüzden göğsümde dakikalar
İnce parmaklar halinde geziniyor
Konvoylar geçiyor meşelikler arasından
Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak
Unutulacak diyorum, iyice unutulsun
Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak