Sonraki günlerde, düşünmemek için bütün öğleden sonralarımı bilgisayarda satranç oynayarak geçiriyorum. Ama işe yaramıyor.
Babam bir yolunu bulup oyuna sızıyor, hatta yanlış bir hamle yaptığımda yüzünü bile ekşitiyor. Hızlı satranç oynamaya geçiyorum, oyun başına üç dakika, düşünmeye tek bir boş saniye bile kalmaması için. Yine işe yaramıyor. Nasıl yarasın ki, bana satrancı öğreten oydu.
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...