Haydi, söyleyin bakalım, dostların kusurlarını görmezlikten gelmek, geçiştirmek, göz yummak, olduğundan farklı görmek, apaçık kusurları erdemmiş gibi sevip saymak, bunlara hayranılık beslemek delilikle akraba olmak değil de nedir? Birinin sevgilisindeki bene öpücükler kondurması, diğerinin Kuzucuğunun burnundaki yumruyu sevip okşaması, bir babanın oğlunun şaşı gözündeki ışığı anlata anlata bitirememesi, rica ederim söyleyin, bunlar saf delilik değil de nedir? Defalarca haykırabilirsiniz deliliktir diye; ama işte bir tek bu delilik dostları birbirine bağlar ve bu bağı sonsuza değin korur. Tabii burada ölümlülerden söz ediyorum, hiçbiri kusursuz doğmamış olanlardanı, en iyisinin bile en azından birkaç kusuru olanlardan; ama her biri birer Tanrı olan bilgelere gelince, bunların arasında öyle dostluk falan yoktur zaten, olsa bile sıkıcı, tatsız tuzsuz bir şeydir bu ve ancak birkaç kişi arasında olur; hiç kimse arasında olmaz dersek de yakışık almaz, çünkü insanların çoğu aslında delidir, hayır şöyle demeliyiz, çeşitli şekillerde delirmeyen kimse yoktur, bu yüzden zorunluluk benzerini benzeriyle buluşturur.