https://okuryolu.com/izanin-sarkisi-dilsiz-yanki/
8/10
·224 syf.··
2025 50. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2025 21:34
Iza’nın Şarkısı, Macar yazar Magda Szabo’nun anne–kız ilişkisini acı bir gerçeklikle anlattığı romanıdır. Hikâye, emekli avukat Vincze’nin ölümüyle açılır. Köyde yıllarca aynı ritmin içinde yaşayan eşi Etelka, kocasının vefatının ardından modern şehir düzenine alışmış doktor kızı Iza’nın yanına taşınmak zorunda kalır. Etelka’nın bildiği tüm alışkanlıkların, rutinlerin, yaşam ritminin bir anda altüst olması romanın bütün sesini belirleyen temel kırılmadır. Bu kırılmanın altında ise hem Iza’nın hem Etelka’nın sevgi dillerinin tamamen farklı oluşu yatar. Iza’nın kendi yetişme biçiminde gördüğü sevgi, düzensiz duygusallık ve ağır fedakarlık görüntülü bir düzendir; bu yüzden o sevgiye karşı mesafeyi çok küçük yaşlarda kurar. Babası Vincze’nin ölümü karşısındaki tutumu bile bunun bir işaretidir: Iza ölümü dahi bir “yapılacaklar listesi”ne yerleştirir. Yas tutmak değil, süreci yönetmek, duyguyu düzenlemek, her şeyi sıraya koymak onun sevgi anlayışının temelidir. İşte bu nedenle, Etelka’nın kocasının ölümünden sonra kızıyla Budapeşte’de yaşaması, iki farklı sevme biçiminin birbirine çarpması anlamına gelir. Etelka için sevgi, biri tarafından ihtiyaç duyulmakla şekillenir. Birine yemek yapmak, ev düzenini sağlamak, misafir ağırlamak, eşinin ritmine uyum sağlamak, köy yaşamının küçük döngülerini yürütmek onun varlık sebebidir.Bu yüzden Budapeşte’de ne yiyeceğine, ne giyeceğine, odasını nasıl düzenleyeceğine karar vermesi beklendiğinde adeta donakalır. “Ne istersin?” sorusu onun için özgürlük değil, bir işkencedir. Çünkü özgürlük düşünmeyi gerektirir; düşünmek ise onun hiç taşımadığı bir ağırlıktır. Seçimleri her zaman kendisi yerine başka birinin, kurumun, geleneklerin, kültürün yaptığı koca ömründe seçim yapmak zorunda kalmak Etelka’ya ıstırap verir. Çünkü hayatını determinist
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Hayvanlaşan İnsan:Kendisi ve Gölgesi
Puan vermedi·420 syf.··
2025 49. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 22 Ekim 2025 13:44
Hayvanlaşan İnsan, Emile Zola’nın insan doğasının karanlık yönlerini gözler önüne seren çarpıcı bir romandır. Romanın merkezinde, içindeki şiddet dürtüleriyle mücadele eden bir tren makinisti olan Jacques Lantier yer alır. Demiryolu çalışanı Roubaud ve eşi Severine, tutkular, kıskançlık ve ahlaki çatışmalarla şekillenen bir ilişkinin içinde sürüklenirler. Misard, yıllarını eline geçirmeyi hayal ettiği bir servetin peşinde geçiren, bu hırsın içinde tükenen bir karakterdir. Flory ve Phasie Hala ise olayların çevresinde yer alarak romanı genişletir. Tren yolculukları yalnızca bir fon değil, kader, zaman ve insan iradesi üzerine kurulu güçlü bir metafordur. Zola, bu karakterler aracılığıyla insanın kendi karanlığıyla yüzleşmesini, arzuların ve geçmişin yön verdiği bir yaşamı sorgulatır. Bir tren hattında kendini arayan hayatlar… Zola bu romanında insan doğasının karanlık yanlarını tren metaforu üzerinden işlerken bizi hem makinist hem yolcu koltuğuna oturtuyor. Bu iki bakış arasında gidip gelirken hayatı kontrol etme isteğimizle yüzleşiyoruz. Kontrol makinistte mi? Trende mi? Yoksa biz sadece bir vagonun içindeki yolcular mıyız? Soru giderek daha derine iniyor: Hayatın kontrolü gerçekten elimizde mi?Direksiyonda kim var? “Tren rayların üzerindeydi; duramazdı, geri dönemezdi. Jacques, direksiyonun başında değil, trenin içinde sürüklenen biriydi.” Jacques’in hikâyesi tam da bu sorunun etrafında döner. Taşıdığı karanlık dürtülerini gelecekte kontrol altına almak ister ama fark etmeden o dehlizde kaybolur. Geçmiş, sessiz ama inatçı bir yol arkadaşıdır. “Sahip olma” arzusu, onun sandığı gibi geçmişte kalmamıştır; tam tersine her an onunla birlikte yaşayan bir gölge gibidir. “Geçmiş, onun omzuna sessizce elini koymuştu; nereye gitse o el oradaydı.” “Kaçtığını sandığı şey, her
Hayvanlaşan İnsanEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,957 okunma