Çocuk sevgisi, "seviyorum çünkü seviliyorum" ilkesine dayanır. Büyüklerinin sevgisinin ilkesi, "seviliyorum çünkü seviyorum"dur. Olgunlaşmamış sevgi," seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var" der. Olgunlaşmış sevginin söylediği ise "sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum"dur.
İki insan, ancak kendi değişim değerlerinin sınırlarını da hesaba katarak, piyasadaki en kullanışlı nesneyi bulduklarını hissettikleri an birbirlerine aşık olurlar. Sık sık sanki gerçek bir mülk alıyormuşçasına, geliştirilebilecek gizli potansiyeller de bu pazarlıkta rol oynar.
Tüm yönelimlerinin merkezini pazarın oluşturduğu, maddi başarıların en önemli değer olduğu bir uygarlıkta, insanlar arası sevgi ilişkilerinin de meta ve emek pazarını yöneten aynı değişim yolunu izlemesine çok da şaşmamalı.
Sevgi konusunda öğrenilecek bir şeyin bulunmadığına ilişkin düşünce, sevgi sorunun bir yetenek sorunu değil, bir nesne sorunu olduğunu sanmaktan kaynaklanır.
Osmanlı'da bir casus...
İntikamı için ilim dünyasını birbirine düşüren hırslı mı hırslı bir casus, itirafını padişaha sunar. Karga ve Akbaba lakaplarıyla karşımıza çıkan bu casusun, üstad olarak gördüğü Molla Lütfi'yi kullanarak nasıl bir intikam aldığının itirafını okuyoruz...
İskender Pala'nın daha önce OD ve Katre-i Matem kitaplarını okumuştum. İtiraf, onların yanında biraz sade kaldı diyebilirim. Gayet sürükleyiciydi fakat onlar kadar tesir etmedi bana. Yine de karakter derinlikleri ve tasvirleri her zamanki gibi harikaydı...
Birçok tarihi kitapta olduğu gibi bu kitabı okuduktan sonra da görüyoruz ki; zaman değişmiş ama insanların hırsları değişmemiş. Yine tarihi bir ibret değil bir hikaye olarak okumaya devam ediyoruz...
Elbette okuduğumuz kitap, bir roman olduğu için anlatılanlar biraz da hayal ürünü. Ancak kitabın bana kattığı en güzel şeylerden biri de daha önce ismini duymuş olsam da üzerinde hiç durmadığım Molla Lütfi'yi araştırmama vesile olmasıdır :)