• ' Vazgeçebilme hürriyeti. Bu Hürriyet'e pek az sahip olduğumuzdan tuttuğumuzu bırakamıyor, bulunduğumuz yere yapışıyor, yürüyüp gidemiyoruz.

    Seni ne eksik bırakıyorsa, sen de onu bırak. '
  • “ be gam, pür âteş-i havl olsa da kavgayı hürriyet,
    Kaçar mı merd olan bir can için meydan-I gayretten”
  • Beni anlamayanlara karşı soğuğum; fakat bu kadar anlayanlardan da ürküyorum. Beni kendi gözümle hudutlandırıyor, içimde hürriyet sahası daralıyor.
  • bana bir şimşek çak
    ortalık fena karanlık
    yüreğim örtülüyor
    ağır bir dalgınlığa genişliyorum
    durmadan değişen o mevsimde
    dağlarda kalın
    omuz omuza bulutlar
    çok fena kalabalık
    ellerim çıplak
    bana bir şimşek çak
    kötü bir tuzaktayım
    bilmem ne yapsak
    aklımda fikrimde onlar
    yaşlı ve genç
    erkek ve kadın
    korkularıma tutsak

    bana bir şimşek çak
    içim içime sığmıyor artık
    vahim bir çağrışımdan
    daha vahimine atlamaktayım
    bana bir şimşek çak
    belki fena halde
    yanılmaktayım
    o ince kız çocuğu
    gün doğmadan her sabah
    bir hapisaneden bir nezarethaneye
    kelepçeli götürülüyor
    dudakları titrek
    gözlerinde buğu
    bilmem ki nasıl anlatayım
    bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek
    bir de o
    adını bile bilmediği
    kıvırcık saçlı'devrimci'öğrenciyi
    fakülte kapısında vurulmuş
    yağmurun altında
    çıplak
    bana bir şimşek çak
    çok yanlış anlaşılmaktayım
    hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor
    içimdeki zemberek
    boşandı boşanacak
    yaşamak mı gerek
    yoksa unutmak mı
    şaşırmaktayım
    galiyef yoldaş ne olacak
    galiyef yoldaş sibirya sürgünü
    sanki yalın bir bıçak
    kayarak
    bir kırlangıç hızıyla
    bulutların arasından
    karanlığın böğrüne saplanacak

    galiyef yoldaş ne olacak
    galiyef yoldaş sibirya sürgünü
    elinde bir mektup eski yazıyla
    artık yüzünü bile unuttuğu
    karısından
    burnunda sadece kokusu var
    ilkbahar kadar müşfik
    sonbahar kadar yumuşak
    galiyef yoldaş ne olacak
    avrasyada hala mazlumların uğultusu
    kısa bozkır atlarının nallarından
    gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
    azadlık mermileridir
    çekirdekleri çelik
    cehennem gibi sıcak

    bana bir şimşek çak
    sala veriliyor görünmez minarelerden
    İzmir de istibdat'ı yaşamaktayım
    bir yangın soluğu sokak içlerinden
    kordonboyunda muzaffer atlılar
    fahrettin paşanın süvarisi
    bana bir şimşek çak
    yolumu aydınlatacak
    gazi'nin gözlerinden
    mavi bir şimşek
    kuva-yı milliye mavisi
    aynı emaneti taşımaktayım
    ‘hürriyet ve istiklal benim karakterimdir'
    çünkü hain sinsi ve korkak
    aynı düşmana karşı
    savaşmaktayım

    Attila İlhan
  • 200 syf.
    ·4 günde
    Bugün 24 Ocak 2020. Uğur Mumcu’nun suikasta kurban gidişinin 27. yılı. Uğur Mumcu, hayatı boyunca doğrulardan yana olan, bildiklerini korkmadan yazan, sosyal demokrasiye olan inancını yaşadığı sürece koruyan bir gazeteciydi. Siyasi fikirlerimin ilk şekillenmeye başladığı lise yıllarından beri eserlerine karşı büyük bir merak beslememe karşın, bu eserlerini okumaya çok uzun yıllar sonra başladım. Nedenini tam bilmiyorum, belki yazdıklarını tam anlayamama korkusundan, belki siyasi fikirlerimin iyice sabit hale gelmesini beklemekten, belki de çevremde siyasetle ilgisi bir iki kişi haricinde insan olmamasından kaynaklı. Sonuçta insan bu yazarları, kitapları, fikirleri okuyunca tartışacak birilerinin olmasını da istiyor çevresinde. Şimdi var mı derseniz yine yok, ama ben daha fazla beklemek istemedim okumak için. Eserlerini araştırırken, hem Behice Boran hem de Mehmet Ali Aybar ile ilgili söyleşi kitapları olduğunu fark ettim. Tekin Yayınevi basımları oldukça hoşuma gittiği için, fırsat buldukça (okur burada ucuza edinmekten bahsediyor aslında) satın almaya başladım. En sonunda da hem Behice Boran ile olan söyleşi kitabını, hem de Mehmet Ali Aybar ile olan söyleşi kitabını edindim.

    Behice Boran ile olan söyleşi kitabı; Bir Uzun Yürüyüş’ü okudum. Şöyle bir inceleme yazdım okumak isteyenler için linki bırakayım: #60647419

    Hemen ardından da Mehmet Ali Aybar ile olan söyleşi kitabını; Aybar ile Söyleşi’yi okudum. TİP’in iki önemli isminden birine, Behice Boran’a, inceleme yazınca, Mehmet Ali Aybar’a yazmamanın yanlış olacağını düşündüm.

    İsterseniz önce gelin kısaca Aybar’ın hayatına bir bakalım.
    5 Ekim 1908’de İstanbul’da dünyaya gelen Aybar, Galatasaray Lisesi’nde ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim görür. 1936 yılında Anayasa Hukuku Asistanı, 1939 yılında Hukuk Doktoru, 1942 yılında Devletler Hukuku Doçenti olur. 1946 yılında doçentlik görevine son verilir. 1946 seçimlerinde, bağımsız milletvekili adayı olur ancak seçilemez. Vatan gazetesinde yazılar yazar ve Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerini çıkarır. 1949 yılında, dönemin cumhurbaşkanı İnönü’ye hakaretten (“CHP Genel Başkanı İnönü, memlekette tüm irtica, gerici cereyanlara destek olmaktadır veya müsamaha etmektedir,” cümlesinden dolayı.) hapis cezasına çarptırılır. 1950 yılındaki genel afla serbest kalır. 1952 yılında serbest avukatlığa başlar. 27 Mayıs 1960’taki ihtilalden sonra, 12 sendikacı tarafından kurulan Türkiye İşçi Partisi’ne girer. 1962 yılında TİP’in genel başkanı olur. 1965 ve 1969 seçimlerinde milletvekili seçilir. 1969 seçimlerinden bir süre sonra TİP’in genel başkanlığından, ardından da partiden istifa eder. 1975-1980 yılları arasında Sosyalist Devrim Partisi’nde siyasi yaşamına devam eder. 1995 yılında hayatını kaybeder. Aybar’ın yaşamının kısaca özetini yaptıktan sonra TİP’teki anlaşmazlıklara ve partiden kopuşuna değinelim.

    1968 yılında TİP merkez yürütme kurulu üyeleri, genel başkan Mehmet Ali Aybar’ı sosyalizmden uzaklaşmakla suçlarlar. Bir Uzun Yürüyüş incelemesinde kısaca bahsetmiştim. Burada da devam edelim. MYK üyeleri Aybar’ı, bilime karşı olmakla suçlarlar. Partiyi kişisel yönettiğini, üstyapıya fazla ağırlık verdiğini, özgürlük sorununu sınıf bazında ele almadığını söylerler. Aybar’ın deyişiyle, “sosyalist olmadığını” ileri sürerler. Aybar’ın yaptığı konuşmaların partiyi bağlamaması hakkında beş kez önerge verilir. MYK’de reddedilir. Buna rağmen anlaşmazlıklar devam eder. Parti kongresinde Aybar’ın listesi kazanır. Aybar’a karşı olanlardan Behice Boran haricinde asil listeye girebilen kimse olmaz. 45 gün sonra ikinci kongre yapılsa da Aybar’a karşı olanlardan birkaç kişi haricinde kimse listeye giremez. 1969 yılındaki seçimlerde TİP, Milli Bakiye sisteminin kalkması ve 30 bin oy kaybıyla sadece iki milletvekili çıkarabilir. Bu sürecin devamında Aybar genel başkanlıktan istifa eder.

    Mumcu’nun bu eseri, iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm Aybar ile TİP dönemleri söyleşisi. İkinci bölüm ise kaynaklarıyla beraber Marksist kuramın tartışması. Aybar, Uğur Mumcu’nun sorularını, Hegel, Marx, Engels, Colletti gibi isimlerin fikirlerini, yazdıklarını kaynaklarıyla beraber karşılaştırma yaparak cevaplıyor. Sovyetler Birliği ile Avrupa’daki komünist partilerin farkına da bir açıklama getiriyor.

    Marksizm’e karşı da pek çok eleştiride bulunuyor. Marksizm’in, politikacıların elinde taraftarlarını yüreklendirmek için kullanıldığını, onların imanlarını tazeleyen bir din haline getirildiğini söylüyor. Bunu da, sosyalistlerin Rusya’da rejimi ele geçirdikten sonra sosyalist düzeni ilk defa kuranlar olarak Marksizm adına konuşmayı kendi tekellerine alarak yapmaya başladıklarını, böylece de Marksizm’in politik doktrin haline getirildiğinden bahsediyor.

    Kitapta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, Aybar’ın hemen hemen söylediği her cümleyi kaynaklarla desteklemesi oldu. Söyleşinin gerçekleştiğini günlerde 80 yaşına yaklaşan bir insanın, bu kadar araştırma yapması ve bir şeyler ortaya koyma çabası takdiri hak ediyor.

    Sonuç olarak; Türk siyaset tarihinde önemli yere sahip olan Behice Boran ve Mehmet Ali Aybar’ın, Uğur Mumcu ile olan söyleşilerini okumak bana oldukça keyif verdi. Mumcu, TİP günlerini daha iyi anlayabilmek adına güzel iki eser bırakmış.
  • 112 syf.
    ·1 günde·9/10
    Yaşar Kemal'in şairliğini bilir misiniz?
    Bilmiyorsanız bu kitabı okuyun.

    Yaşar Kemal'e göre; "şiir bir çığlıktır; has kaybolamayan bir çığlık"
    Şiirlerini okuduğunuzda bu çığlıkları duyacaksınız.

    Çok genç yaşlarında (14 yaşlarında iken) şiir yazan Yaşar Kemal bu yazdığı şiirlerini ve Hürriyet gazetesinde yayınlanan şiirlerini bu kitapta toplamış ve sadece ufak değişiklikler tek yapmıştır.

    Şiirlerinde haykırışı, öfkeyi, sevgiyi ve tabiki de umudu göreceksiniz.

    Tabi birde Yaşar Kemal'i olmazsa olmazı Çukurova'sını göreceksiniz.

    Kitabı okurken Anadolu'nun o eşsiz güzelliğini görecek, sesini duyacaksınız.

    Şair Yaşar Kemal'i de tanımalısınız.

    Okuyacaklar için keyifli okumalar. :)