" Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim. Akarsuyun Meyve çağında ağacın. Serpilip gelişen hayatın düşmanı. Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına: - çürüyen diş, dökülen et- bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler. Ve elbette ki sevgilim, elbet. Dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya. Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: İşci tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet."
Nihayet, kendi çığlıkları ile mest, yalvarır sevgiliye: Ey güzel hürriyet! Ne efsunkâr imişsin, esaretten kurtulduk ama, senin esirin olduk. Kalbimiz yalnız senin için çarpıyor, ne olur gizlenme. Ümmet ebede kadar seyretsin cemalini. Unutulmasın ki, gerçek dünyada değil, şiirin büyülü ülkesindeyiz. Şair kime kızmış? Bu hürriyet, nasıl bir hürriyet? Kimin kime karşı hürriyeti? Nesrin hendesesinden, nazmın uğultulu alaca karanlığına kaçan Kemal, bir belagat humması içindedir. Şiirin o nesil için bir oyun olduğunu biliyoruz. Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.
Sayfa 207·Kitabı okuyor
Reklam
"İnsan kadere iman etmezse, küçük bir dairede cüz'î bir serbestiyet, muvakkat bir hürriyet içinde, dünya kadar ağır bir yükü, bîçare ruhun omuzunda taşımaya mecburdur. Çünki insan bütün kâinatla alâkadardır. Nihayetsiz makasıd ve metalibi var. Kudreti, iradesi, hürriyeti milyondan birisine kâfi gelmediği için, çektiği manevî sıkıntı ağırlığı, ne kadar müdhiş ve muvahhiş olduğu anlaşılır."
Nerede o diyar ki; geniş, hayal alemi kadar geniş ve düz, ve temiz, güvercin kanadı derecesinde temiz yollarında; uzun boylu, nur yüzlü, sade kılıklı, maddeleri ve ruhları mamur insanlar dolaşır? Bu insanlar, maddi ve manevi manada birbiriyle kakışmaz, çekişmez, söğüşmez. Bu insanlar birbirini kıskanmaz, birbirinin zararına beslenmez, birbirine faydasız gözle bakmaz. Bu insanlar, aynı şeye inanır, tespih taneleri gibi aynı dizide sıralanır, duvar tuğlaları gibi aynı yükselişe omuz verir. Nerede o diyar ki; içinde, ceza ve hukuk mahkemeleri sayısınca güzellik, iyilik ve doğruluk mahkemeleri çalışmakta ve üstün müeyyidelerini haykırmaktadır? O diyar ki; fertleri, hayvan ve nebatat hürriyeti ki, insanın kendi eli ve Allah'ın iradesiyle hürriyetini tahdit ettiği vakit doğar ve kimseye ferdiyet, hürriyet lafını ettirmez. Nerede o diyar ki; muhitinde idrak soyluları, paçalı tavuklar derecesinde olsun bir farika taşırlar ve mübaşir üniformasından biraz daha fazla saygı telkin ederler? O diyar ki; çevresinde hakimiyet ne şunun, ne bunun, ne onun; ne sınıfların, ne cemiyetin, ne milletin; sadece Hak ve hakikatindir. Herkes, herkesi aşkın bir kanuna esir ve kimse başıboş değil... Nerede o diyar ki; köy, toprak, şehir, insan, eser, dava, her unsuru, en iyi şairin en güzel manzumesi gibi lisan, vezin, kafiye, ahenk, mana halinde emsalsiz bir düzene bağlıdır. Filan, falan, filan, falan, filan, falan... Nerede o diyar? Heyhat ki, bu diyar dışımızda değil, içimizde ve aramanın değil, bulmanın mevzuu!... **İşçinin ıstırabı, yuttuğu hamızlı havadan ve aldığı eksik gündelikten doğuyorsa, soylu fikir adamınınki de içindeki dünya ile dışındaki dünya arasındaki tezattan doğar. Bu ıstırabın ismine idrak acısı diyebiliriz. Ve işte hakkı en üstün
Sayfa 125 - Haziran 2010, “NEREDE?”, b.d.y·Kitabı okudu
Çerçeve
Anladım ki hürriyet aşkı barış aşkı Yaşama sevincinden ayrı değil Günümüz bu inançla böyle taze Mavilik bu yüzden pırıl pırıl
Sayfa 163·Kitabı okuyor
Artık ne ümit, ne keder, ne ekmek, ne su, ne hürriyet, ne hapislik, ne kadınsızlık, ne gardiyan, ne de tahtakurusu ve ne de karşında oturup yüzüne bakan kediler, bu iş, bitti, tamam.
Sayfa 62·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam