Nerede o diyar ki; geniş, hayal alemi kadar geniş ve düz, ve temiz, güvercin kanadı derecesinde temiz yollarında; uzun boylu, nur yüzlü, sade kılıklı, maddeleri ve ruhları mamur insanlar dolaşır?
Bu insanlar, maddi ve manevi manada birbiriyle kakışmaz, çekişmez, söğüşmez. Bu insanlar birbirini kıskanmaz, birbirinin zararına beslenmez, birbirine faydasız gözle bakmaz. Bu insanlar, aynı şeye inanır, tespih taneleri gibi aynı dizide sıralanır, duvar tuğlaları gibi aynı yükselişe omuz verir.
Nerede o diyar ki; içinde, ceza ve hukuk mahkemeleri sayısınca güzellik, iyilik ve doğruluk mahkemeleri çalışmakta ve üstün müeyyidelerini haykırmaktadır?
O diyar ki; fertleri, hayvan ve nebatat hürriyeti ki, insanın kendi eli ve Allah'ın iradesiyle hürriyetini tahdit ettiği vakit doğar ve kimseye ferdiyet, hürriyet lafını ettirmez.
Nerede o diyar ki; muhitinde idrak soyluları, paçalı tavuklar derecesinde olsun bir farika taşırlar ve mübaşir üniformasından biraz daha fazla saygı telkin ederler?
O diyar ki; çevresinde hakimiyet ne şunun, ne bunun, ne onun; ne sınıfların, ne cemiyetin, ne milletin; sadece Hak ve hakikatindir. Herkes, herkesi aşkın bir kanuna esir ve kimse başıboş değil...
Nerede o diyar ki; köy, toprak, şehir, insan, eser, dava, her unsuru, en iyi şairin en güzel manzumesi gibi lisan, vezin, kafiye, ahenk, mana halinde emsalsiz bir düzene bağlıdır. Filan, falan, filan, falan, filan, falan... Nerede o diyar?
Heyhat ki, bu diyar dışımızda değil, içimizde ve aramanın değil, bulmanın mevzuu!...
**İşçinin ıstırabı, yuttuğu hamızlı havadan ve aldığı eksik gündelikten doğuyorsa, soylu fikir adamınınki de içindeki dünya ile dışındaki dünya arasındaki tezattan doğar. Bu ıstırabın ismine idrak acısı diyebiliriz. Ve işte hakkı en üstün