Cehaletle cesaret bir arada durmaz. Olsa da sonu hüsran olur. Tahsili olmayanın seçimi olmaz, kaderi olur. Sığınacak başka yerin olmadığı için kadere sığınırsın.
İster psikotik hezeyanda, ister nevrotik sayıklamada, ister akut ya da kronik hezeyan biçimlerinde olsun, ortak olarak gözlenen şey, öznenin ego işlevleri tarafından işlenemeyen bir hüsran deneyimidir.
Hezeyan, bu hüsranın psikodinamiği içinde, tatmin bulamamış arzunun tersyüz edilmesiyle kurulur. Bu kuruluş sırasında özne, söz konusu arzu ve onun nesnesi etrafında daha önce yaşanmış deneyimlerden kalan algısal izleri, gösterenler biçiminde yeniden örgütler.
Böylece hezeyan, bir düşünce bozukluğu değil, hüsrana karşı geliştirilen ve dağılmış öznel gerçekliği yeniden düzenlemeye çalışan bir anlamlandırma girişimi olarak ortaya çıkar.
Tedavinin yönü açısından psikanalistin görevi ise bu oluşumu doğrudan düzeltmek ya da ortadan kaldırmak değildir. Bioncu bir perspektiften bakıldığında mesele, beta elemanlarının dönüştürülmesine ve hazmedilebilir ruhsal malzeme hâline gelmesine imkân verecek bir işlevin desteklenmesidir.
Lacancı perspektifte ise söz konusu olan, Gerçek'in istilacı etkilerini bütünüyle ortadan kaldırmak değil, onları Simgesel ağ içinde belirli düğüm noktalarına bağlayabilmektir.
Başka bir ifadeyle, analitik çalışma, birincil süreçlerin (processus primaires) baskınlığı altında ortaya çıkan ham jouissance etkilerinin, gösteren düzeni içerisinde sınırlı da olsa bir yer bulmasına olanak sağlamayı hedefler.
Böylece öznenin Gerçek ile ilişkisi, mutlak bir taşkınlık yerine, Simgesel tarafından kısmen çerçevelenmiş bir biçim kazanabilir.
whatsapp.com/channel/0029VbB...