music.youtube.com/watch?v=BiThNHe...
Nasıl düşermiş insan kendinden?
Kınını kesen kılıçlardan sor beni !
Şiirlerim saçıldı dîl-i kavlimden
Bu hasret: yetim, öksüz kor beni.
Dağlandı et, kemiğim, kimliğim
Adımı sorsalar, adını söylerim.
Gündüzleri herkes, gece kimseyim
Uykuna al, rüya rüya yor beni.
Senle ben bin yıllık bu masalda sakiniz,
Gözleri doldurur hasretli bir anda sâkimiz.
Anlatılır bilinmeyiz zamanın yelesinden,
Tutup da belki bir rüzgâra oluruz yâren;
Bin yıllık masalımız,
Sakinliğimiz,
Sen ve ben...
Aşk mahsul vermez bu çağın toprağında,
Ben senden bir selâmla uçar giderdim.
Hâsılı benden götürdüklerindi, getirdiklerin.
Hilâl eğilmeye yakın sana dönerdim,
Düşer de bir zel olurum o hilâl ucunda.
Ey cevaplar içinde her mananın tılsımı!
Derviş bağdaşı aşkların, ateş kapılarında...
Gözleri sağanaklaşan bu çağ yangınımda,
Ey lisansızlığımda okuyan aklımı.
Ey düşlerim, yarınım, geçmeyen dünüm,
Senle meşgul olmazsa, aklım müşkülde.
Sessizliğinin bile hep sen varsın sesinde
Ey serçenin kışlarda çırptığı, kanat gönüllüm.
Kimi seni düşünür,
Kimi şiirler yazar sana,
Kimi ölürüm der senin için...
Ne seni düşünen her zerresinde taşır seni,
Ne şiir yazan, duyulmadık bir cümlede geçirir adını
Ne de ölür senin için destan okuyan...
Sevgi âleminde ölse de bâki kalan,
Seni hep, kendinde bulacak olandır.
Çünkü ruhlar, bedenler öldüğü gün uyanır.
Günaha duran adamların duvarlığı
Senin hüznünde koridorlaşıyor.
Ey sonsuz persfetiflerin eros krallığı!
Saçlarını bu boşlukta kimler koşuyor?
Rüzgâr anlatır bunu uğultusunda;
Adamların günahlarına nasıl devrildiğini,
Çağların yangınlarında biriken cehennemlerini,
Ve o cehennemin sana sevgilerine acizliğini.
Bir ân için yakılan bu sığ yangınlarını,
Bir ömür, için için yanan koruma,
Rüzgâr anlatır o körüklü şiiriyle.
Günaha duran adamların duvarlığı
Koridorlaşır senin hüznünde...
Ben senin gözlerine dolmak istemiyorum.
Dağıstan ovalarında şarkıları kuşların,
Seslerinde binlerce kez ismini duyuyorum
En yorgun yerindesin nakaratların.