h

'insanın doğası sınırlıdır,' diye devam ettim. 'sevince, kedere, acılara ancak belli bir dereceye dek dayanabilir ve o derece aşılırsa, insan yok olur. yani söz konusu olan, birinin güçlü ya da zayıf olup olmadığı değildir! kendi yaşantısına ne ölçüde dayanabiliyor, mesele budur! hem ahlaki hem bedensel anlamda. kanımca, kızgın bir ateşten ötürü ölen birine korkak demek nasıl garip olacaksa, kendi yaşamına son veren birine korkak demek de garip olacaktır.'
Reklam
delirmek aklın yalımıdır, görkemidir, kendine tutunmasıdır. sen asıl, bedenlerini bir darağacı gibi boynunda taşıyanların, aklını bir gün bile anımsamayanların, iyiliği toplumun hastalığı sayanların, sevgisi küfürden ağır olanların büyük huzurlarına bak! inandığın her şeyle gülünç düşüyorsun. bildiklerin boşluğa dönüşüyor. yüksek ses teslim alıyor. ev boğuyor. sokak korku. gözlerin yüzünden taşıyor. öfkene tutunuyorsun. sonra, bütün bir toplum yanlış olmayacağına göre... bir yorgunluk usul usul yayılıyor damarlarına. “dünyaya bir kere gelinir.” sözünü, bir düğün bayrağı gibi evinin çatısına çekiyorsun bir gün. ölümün bile dönüp bakmadığı bir hayat senin artık.
mutsuzken başkalarının mutsuzluğunu daha güçlü hissederiz; duygu parçalanmaz, yoğunlaşır.
bir yerim olsun benim de, bir dalım sevginin insanı güzelleştiren o incelikli güven ülkesinde
her defasında odada oturmuş camın dışındaki yağmuru seyreden biri gibi hissettim kendimi; doğrudan yakınımda olan şeylerle bile aramda camdan bir duvar vardı ve kendi irademle onu yıkacak gücü bulamıyordum
Alıntı