Suiniyeti esas olarak kabul eden ve bir insanın dürüst, samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazin imkansızlığı onun elini kolunu bağlamıştı.
Fakat içimizde, bizim 'ahlak' tarafımızla hiçbir şekilde münasebete geçmeyerek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir 'hesabi' tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu.
Dünya üzerinde, çeşitli iklimleri, toprağının bereketi, suyunun ve havasının güzelliğiyle ve daha birçok eşsiz güzellikleriyle tek olan vatanımız bize kucak kucak servet, saadet bağışlamak için her an bağrını açmışken, biz onun bu tükenmez büyük şefkatine layık evlat olma başarısını gösteremedik. Hep cahillikle, tutuculukla, en çirkin duygularla, düşmanlıkla birbirimizi yedik, boğuştuk. Vatanımız bizi mutluluğun en yüksek zaferi derecesine çıkarmak için bütün doğal kaynakları daima gözlerimizin önünde olduğu halde biz onun bu nimetlerine kendimizi layık görmüyormuş gibi adeta küfürle karşılık verdi. Aynı refahın, aynı insani maksadın, koşulsuz kardeşliğin, yüzyıllardan beri bencilliğin insanlar arasına koyduğu cahilce, haince farkları kökünden sökecek adil eşitliğin yardımcı olma erdemini gösteremedik. Anlayamadık. İnsanlık, kardeşlik sevgisinin samimi lezzetini tadamadık.