"Aşk sizi çağırdığı vakit, onun peşinden gidin,
Her ne kadar yolları sarp ve zorlu olsa da.
Ve kanatları sizi sarıp sarmaladığında ona teslim olun.
Yaralayacak olsa bile tüylerinin arasında sakladığı kılıç sizi.
Ve sizinle konuştuğunda ona itimat edin.
Sesi, kuzey rüzgarlarının bahçeyi yerle bir ettiği gibi rüyalarınızı tarumar edecek olsa dahi."
Ve onların çömleklerini doldurabileceğim bir pınar gibi akıp gitmeli mi arzularım?
Kudretli olanın elinin bana dokunabileceği bir harp mıyım ben ya da nefesinin içimden geçebileceği bir flüt?
Sükûnetin peşine düşmüşüm ben, güvenle dağıtabileceğim hangi hazineyi bulmuşum bu sükûnetin içinde?
Ben ne vereyim ki sabanını karığın ortasına bırakmış yahut üzüm cenderesinin çarkını durdurmuş olana?
Meyvelerle dolup taşmış, yemişlerini toplayacağım ve onlara sunacağım bir ağaca mı dönüşsün yüreğim?