Nasılsın 👋 İstiklal’in caddesinde ki kahkahalarımızla, Eminönü’nün sokaklarından süzülüp yarım adayı ufak adımlarla feth etmiştik taa Zeytinburnu’na varana kadar. Hızımızı alamayıp Florya yapmıştık hatta. Hani hiç yarın olmayacakmış gibiydi, ne de uzundu günler sanırsın ki her gün 21 Hazirandı. Elini tuttuğum an, kimse görmezdi bizi. Gözlerinde ki yaramaz kız çocuğuyla her göz göze geldiğim an, dudaklarını öptüğüm, sana sarıldığım her an hiçbir yobaz görmezdi bizi. Başını çevirip bakmazdı, çünkü özgürdük onlarda özgürdü içlerinde ki yobazlık o bile özgürdü. Aşkı sevgiyi insani vicdanı ahlakı bilirlerdi. Henüz putlaşmamıştı kalpleri, aşıkları kınayan dilleri henüz çatallanmamıştı. Yüreklerine vesvese, gözlerine perde, kalplerine mühür inmemişti daha. Henüz insandılar o sıralar… bilmem hatırlar mısın, en çocuk yaşımızdaydık hep dokunabiliyorduk gerçeğe.
Ya şimdi, kusur gören gözlerle doldu dört bucak. Örten gözler ise kör oldu. Kızının ayak bileğinden, bacısının dirseğinden tahrik olabilecek bir insan türedi bu devirde, bunlara insan demek ne kadar doğru, mahluk mu desek. İşte bunlara fetva veriliyor sırf tahrik olmasınlar diye önlemler alınıyor. Karanlık bulutlar güneşin ışıklarını kısmaya başladı artık, insan denen varlık cana kıymaya başladı. Börtü böceğe, kediye köpeğe değil kendi cinsine kendi komşusuna kardeşine kızına. Karardı kalpler, hırsla dolup taştı beyinler. İnsanlar bölük bölük ayrılıp mevzilerine çekildi, sıkı sıkıya gardını alıp kaskatı kesildiler. Dini inançlar, etnik kökenler, ideolojiler, vs vs… hani o sınırları pasaportsuz geçen kuşlar vardı ya, evrenselce konuşan eşrefi mahlukatlar. Gönül gözüyle anlaşan, kalpçe konuşan aşıklar. İşte onların hiçbiri yok, birlik değil ayrılık var artık. Sana şah damarından da yakın olan, bir örümcek ağı gibi