• Böyle bir kitabı okumanız ve birşeyler anlamanız için en az 30 yaşında olmalısınız. Bunu söylerken; ağır bir dille yazılmış falan diye değil de, kitaptaki baş karakterin neye benzediğini biraz hayal edebilmeniz için 90 ları en azından ucundan yakalamanız gerektiğini düşünerek söylüyorum. Olay 90 larda falan da geçmiyor. Sadece biz o zamanlar 70 lerde çekilen filmleri tv 'de yeni izliyorduk. Birkaç tane sadri alışık filmi izlerseniz ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. Kitabın baş karakteri tam da bu zamanlardan kalma bir "bitirim". Bu ağızla konuştuğu için bu günün bakışıyla yakalanamaz ve anlaşılamaz.

    Kitabı severek okudum. Aşk acısı çekmek, sanrılar görüp kendinle konuşmak için şövalye olmaya gerek olmadığını, herhangi bir adamın, hatta bir bitirimin de böyle güçlü hislere sahip olabileceğini gösteren güzel bir kitap...
  • Gökyüzüne bak,
    Ve o kayan yıldız benim,
    Hayatınızda,hayallerinizden,
    Yüreğinizden ,gidiyorum.
  • Şimdi, Bulutlar’daki Sokrates’in iki temel özelliğinden biri, doğa olaylarını, tanrıları işe karıştırmaya gerek olmaksızın, filozofça açıklamalar yapmasıdır: Aristophanes’in Sokrates’i, yağmuru ve fırtınaları Zeus’un işi olarak değil de bulutların işi olarak açıklar; bu bakımdan o, sözcüğün kökensel anlamında, bir tanrıtanımazdır. Öte yandan Bulutlar’ın Sokrates’i, şair tarafından mahkemelerde “en zayıf davayı en güçlü kılmaya” olanak veren bilim olarak gösterilen safsatayı uygular, yani gençlere suçlarının, örneğin zinanın, cezai sonuçlarından kolay bir kurtulma yolu sunarak, onların ahlakını bozar.
  • 312 syf.
    ·9/10
    Beni Yak
    Kendini Yak
    Herşeyi Yak
    Bir kıvılcım yeter...

    Zihnimde sürekli bir yangın, bitmek tükenmek bilmiyor...Hasta mıyım? Değilim aslında sadece hepiniz gibi var olmaya çalışıyorum.Ama O sürekli hastaymışım gibi davranıyor.Eğer ki hastaysam...nasıl iyileşirim bilmiyorum...hastalığım mı?Adı..."mutlak aşk"... gittiğinde gitmeyen bittiğinde bitmeyen... Tek bildiğim Onu çok sevdiğim biliyorsunuz birini severseniz O artık yoktur...Aşk ölümdür.Hiçbir zaman benim olmayan "O" İşte benim hayattaki niçinim ve nasıllara dayanma sebebim... Çok yorgunum daha sonra devam edelim... Dinlenmeye ihtiyacım var... Hayır bu yazdığım mektubu bitirmeliyimm...Bu kaçıncı mı? 5 yılda 10000 tane mektup yazdım ama hiçbiri gönderilmedi, çekmecede her gün yazdım, her an yazdım ama bitiremedimm...Ve bitmeyecek... Hayır onun hiçbir suçun yok ben uykumda bile hep onunlaydim...

    Ayak izlerinizi bulamayacağınız bir kitap Malina... bittikten sonra türbülansa girmiş gibi hissedeceksiniz.

    1926 Avusturya doğumlu, 73’de Roma’da evinde ağzında sigara ile uyuması sonucu çıkan yangında ölen, Heidegger uzmanı, güzellikbilimci/estetisyen ve şair Bachmann, ruhunu seriyor Malina’nın sayfaları boyunca.

    "İçimde asla uzlaşmaya yanaşmamış olan bir başkası var.” (138)


    Bachmann – bence – “İçinize bakın” diyor; bedeli duvardaki çatlaktan geçerek orada kalmak olsa bile kendi içinize dönün bir bakın. Ama çatlamış duvar aslında ve belki de aynı zamanda göze alabilmenin göstergesi: En az bir kez kaybolmadan, bulamayacaksın.

    Hakikate – eğer varsa – yaklaşabilmek; kendimize karşı giderek daha dürüst, daha içten, daha yalın olmamızı, sahteliklerimizle hesaplaşmamızı sağlayacak yolları bulmamızla olası.
    "Tümüyle sahteydim. (…) Ama en başta bu sahtekârlığın ortadan kaldırılması gerekiyordu.” (285)

    Bunu yapmayı, olmayan bir Yarın’a erteleyenlerin Bugün’ün yakıcılığını duyumsamaları, dolayısıyla kendi hakikatlerine yaklaşmalarıysa olanaksız.

    Var mı? Öyle mi? Sahiden, ayrılma isteği olmadıkça hiçbir ayrılma gerçekleşmez mi? (142)

    “Karanlık bir öyküyüm.” (163)

    Korkudan boğuluyorum, bir şey yitirmekten korkuyorum, henüz yitirecek bir şeyim var daha, her şeyi yitirebilirim (…) Ama bir zaman geldiğinde, bütün bu günlerin boşa harcandığını korkunç biçimde duyumsayacağımı bilmek (…) bu günleri böyle geçirmekte olduğum için bir dehşet çığlığı atacağımı bilmek…” (154)


    Bachmann üç bölümden oluşturmuş yapıtını;
    İvan’la Mutluluk
    Üçüncü Adam
    Son Şeyler Üzerine

    Kişilerin tanıtıldığı giriş bölümü, bir kurgunun oynak, güvensiz zemininde yürüyeceğimizi haber veriyor aslında. Okumaya başladığımda anlatının dağınık, tutarsız, çözülmüş, kendini toplayacak birine gereksinimli bir içdöküş metni olduğu yönünde olmuştu. Sona doğru ilerledikçe izlenimim, dağınık görüntülü ama öngörülmüş, tasarlanmış kurguyla karşı karşıya olduğum yönünde.
    Kitabın okundukça romanlaşan bir yanı vardı sanki

    Not:Kitabın feminist yönden eleştirisi ikinci incelemede:)
  • "Döl yataklarında size nasıl dilerse öyle kılık veren odur,.." (Âli İmran, 3/6)
    "İnsanı bir damla sudan yarattı." (Nahl, 16/4).
    "O sizi yer (yüzün) de yaratıp türetendir." (Mü'minun,23/79)
    "And olsun sizi (evvela) yarattık sonra size suret verdik." (Araf, 7/11)
    "O sudan bir beşer yaratıp da onu soy sop yapandır." (Furkan, 25/54)
    "İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi." (Yasin, 36/77)
    "Halbuki o sizi hakikat türlü türlü tavırlar (haller) le yaratmıştır." (Nuh,71/14)

    "Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu sağlam bir yerde tutup da, malûm bir vakte kadar." (Mürselat, 77/20-22)

    "O (döl yatağına) dökülen meniden bir damla su değil miydi? Sonra o (meni) bir kan pıhtısı olmuş derken insan biçimine koyup yaratmış düzenlemiştir. Hülâsa ondan erkek, dişi iki sınıf çıkarmıştır." (Kıyame, 75/37-39)

    "O sizi bîr tek candan yaratandır." (Enam, 6/98)

    "Onu (yaratan) hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı da onu biçimine koydu. Sonra onun yolunu kolaylaştırdı." (Abese, 80/18-20)

    "Biz hakikat insanı en güzel bir biçimde yarattık." (Tin, 95/4)

    "Yaratan Rabbinin adı ile oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı." (Alak, 96/1, 2) (3).

    Kur'ân-ı Kerim'de anne rahminde ceninin teşekkülünü ifade eden bu ayetler, adeta embriyolojik gelişimin bir tasviri gibidir. Bu konuda Kanada Toronto Üniversitesi Anatomi Profesörü Keith Moore (11)'un en son teknik metotlarla tesbit ettiği anne rahminde ceninin teşekkülü ve gelişme safhaları ile Kur'an ayetleri ve hadis-i şeriflerle mukayeseli araştırması yukarıda zikrettiğimiz Kur'an ayetleri ile İslâm Peygamberi (asm)'nin hadislerinin bilimsel bir ispatı mahiyetindedir.

    Hz.İsa'nın anne rahminde yaratılması daha değişiktir. Bu konuda Kur'ân-ı Kerim:

    "Muhakkak ki İsa'nın hali de (yani babasız dünyaya gelişi de) Allah indinde Adem'in hali gibidir. (Allah) onu (Adem'i) topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da (can gelip) oluverdi." (Ali İmran, 3/59).

    "Irzını (bir kal'a gibi) koruyan o kızı da (yâd et) ki biz ona ruhumuzdan üflemiş kendisini de oğlunu da âlemlere rahmet kılmıştık." (Enbiya, 21/71)

    "Ey Meryem, Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor. Adı İsa (lakabı) Mesih sıfatı Meryem oğludur." (Ali İmran, 3/45).

    "O, benim nasıl bir oğlum olacakmış dedi (evlenip de) bana bir beşer dokunmamıştır, ben bir iffetsiz de değilim." (Meryem, 19/20).

    "Meryem dedi ki "Ey Rabbîm bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir." Allah (dedi) Öyle fakat Allah ne dilerse yaratır. Bir işe hükmedince ancak "ol" der. O da oluverir." (Ali İmran, 3/ 47) (3).

    Hz. İsa'nın yaradılışı hakkındaki bu ayetler, tabiatta bazı örneklerini gördüğümüz sadece döllenmemiş dişi yumurta hücresinden bir canlının meydana geliş biçimini düşündürmektedir.

    Böylece hiçbir zaman bilimin laboratuvarına sığmayacak kadar muazzam ve tekrarı mümkün olmayan Kur'ân-ı Kerim'e göre insanın yaradılışı olayını ana hatları ile bildirmiş bulunuyoruz. Gerçekten daha evvel cereyan etmiş Âdem'in yaradılışı bilim adamı için meçhuldür. Ama gene Kur'ân-ı Kerim'de ayrıntıları ile bildirildiği şekilde her gün tekerrür etmekte olan anne rahmindeki yaradılış olayını hepimiz her gün hayranlık hatta şaşkınlıkla izliyoruz. Evet eskilerin "Sünnetullah" adını verdikleri ilâhi kanunlar hükmünü icra ediyor. Fakat insan yeryüzünde Allah'ın halifesi (vekili), Allah'ın sıfatlarından hepsini zerreler halinde taşıyan bir nüsha-ı kûbrâ, yaratılmışların en şereflisi (eşref-i mahlûkat) ve tüm yaratılmışların kendisi için yaratılmış olduğunu unutmuş görünüyor. İnsanoğlu bunu bilebilse. Kur'ân-ı Kerim bilmemekte ısrar edenleri "çok zulûmkâr ve câhil" olarak vasıflandırıyor (Ahzab, 33/72). Ama bilimin laboratuvarına sığmayanı kalblerine sığdıranlar, bazılarının varsayım olarak bile kabul etmediklerini bilimsel muta (veri) den daha değerli kabul ederler. Çünkü onlar gene Kur'ân-ı Kerim'in "siz düşünmez misiniz" "siz akıl etmez misiniz" gibi ilme ve araştırmaya teşvik edici emirleri yanında; "(zaten) size az bir ilimden başkası verilmemiştir" İfadesi ile de bilgilerinin sınırlı olduğunu bilirler ve yüce Allah'a iman ederler.

    Sözümü Keith Moore'un şu ifadesi ile noktalamak istiyorum:

    "Ayet ve hadislerin ilmi gelişmeler konusundaki açıklamalarını bilgimin artması ile daha iyi değerlendireceğimi hissediyorum. Din ile ilim arasında yıllar boyu bırakılan mesafenin Kur'an ve hadislerin ışığı altında kapatılacağına inanıyorum."
  • "Sonra onu (insan) sarp ve metin bir karargâhda (rahimde) bir nutfe yaptık. Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık, o bir çiğnem eti de kemik (ler)'e kalb ettik de o kemiklere de et giydirdik. Bilahare onu başka yaratılışa inşa ettik. Suret yapanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Mü’minun, 23/13, 14).

    "Ki O sizi bir topraktan, sonra bir meniden sonra bir kan pıhtısından yaratıp sonra bebek olarak çıkaran sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz için, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaratandır." (Mümin, 40/6, 7).

    "Ey insanlar biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık, sizi birbirinizle tanışasınız diye büyük cemiyetlere ve kabilelere ayırdık." (Hucurat, 49/13)

    "Hakikaten meniden (rahme) döküldüğü zaman erkek ve dişi iki çifti o yarattı."(Necm, 53/45-46)
  • "Duygulara takıntılı olmak ve fazla yatırım yapmak bizi şu basit nedenle hayal kırıklığına uğratır: Duygular kalıcı değildir."