Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
Az önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

1621 yılında Genç Osman 18 yaşında ve delikanlılık çağındadır...

Artık yanlışları görmektedir.

Görmenin de ötesinde, Saray ve devlet hayatındaki bozuklukları düzeltme heyecanıyla doludur. İçinde yaşadığı bozuk düzeni değiştirmek için, doğruları araştırır ve üzerinde düşünmeye başlar... Ne var ki, çok gençtir... Çevresinde bulunan ihanet ve fitne çemberinin farkında değildir. Gerçekleştirmeyi düşündüğü ise, yepyeni bir devlet düzenidir. Ve bu düzende, ne devşirme yeniçeri vardır, ne de Harem entrikası!

Sultan Osman'ın şu düşünceleri ne kadar korkunçtur:

"Soysuz Yeniçeriyi yokedip, yerine Anadolu Türkünü doldurmak...

Dönme ve devşirmelerin kökünü kurutmak...

Fitne kaynağı yabancı kadınlarla dolu Harem'i ortadan kaldırıp, Saray'a Türk'ten başka kadın sokmamak...

Devlet merkezini Türklüğün bağrına; Anadolu'ya taşımak...

Din adamlarını devlet işlerine karıştırmamak...

Saray geleneklerini, kıyafetleri, eskiyen kanunları değiştirmek!..."

Bu düşüncelerin her biri, o devirde ortalığı velveleye verecek güçtedir.

Nitekim verdi de!

Osmanlının Arka Bahçesi, Mevlüt Uluğtekin Yılmaz (Sayfa 103 - Togan)Osmanlının Arka Bahçesi, Mevlüt Uluğtekin Yılmaz (Sayfa 103 - Togan)
Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
2 dk. · Kitabı okudu · 10/10 puan

La Martin, Tarihçi Naima'dan aldığı anlaşılan şu olaya, kitabında özellikle yer verir:

"Bir gün yine idam edilen asilerin cesetlerinin gömülmesi için çukur (kuyu) kazdırırken, bir sipahinin atının terkisinde bir çocuk taşıdığını gördü. Sipahiyi yanına çağırdı ve çocuğa sordu:

-Asilerin ortasında ne işin var senin?

Çocuk, babasının işsiz kalıp ekmek parası bulamayınca Celalilere katıldığını anlattı. Sadrazam sorgusunu sürdürdü:

-Peki babanın mesleği neydi?
-Ut çalardı.

Yüzünde bir gülümseme beliren Kuyucu Murat Paşa, "Demek ki, müminlere karşı (Bu şerefsiz, kendisini mümin Anadolu Türk'ünü kafir derecesinde görüyor) ayaklanmış olan asilere ud ile cesaret veriyordu" (diye söylendikten) sonra birde çavuşlara dönerek, çocuğun kellesinin vurulmasını buyurdu.

Çocuğun yaşından, suçsuz oluşundan ve gözyaşlarından duygulanan çavuşlar buyruğu yerine getirmeyi reddettiler ve "Neden bu zavallı çocuğu idam edelim?" diye birbirlerine sordular.

Buyruğu yerine getirmek için çağrılan yeniçeriler de kendilerine verilen işi kabul etmediler. "Biz cellat mıyız? Kaldı ki cellatlar bile ellerini bu suçsuz çocuğun kanına bulaştırmak istemediler" diye yanıt verdiler.

Murat Paşa, yanındaki uşaklara döndüğünde hepsinin uzaklaşarak kendisini çocukla başbaşa bıraktıklarını gördü. O zaman doksan yaşında olan, fakat tutuculuğundan biraz olsun kaybetmeyen ihtiyar Sadrazam "Madem öyle inancın celladı ben olurum" dedi ve çocuğu titreyen ellerinin arasına alarak boğazını sıktı. Sonra cesedini çukura yuvarladı..."

Aşağılık bir adamdı.

Elbette, yabancılardan hayranı vardı. Sözgelimi, zamanında İngiliz Elçisi Lello "Osmanlı'ya iyiliği dokunduğunu, basiret ve işgüzarlığı ile memlekete yeni bir hayat verdiğini" söylemiştir.

Hangi hayat?

Halkı refaha mı kavuşturmuş? Veya (devir anlayışına göre) Osmanlı'ya toprak mı kazandırmış?

Hiçbiri!

Onun için en güzel yargıyı Danişment vermektedir:

"Bu kanlı devşirme, Aaadolu ve Şimali-Suriye isyanlarını bastırmak suretiyle İstanbul Hükümetini büyük bir gaileden kurtarmış olduğu için Osmanlı menbalarında muhim bir şahsiyet gibi gösterilse de, hakikatte büyük bir asker olmadıktan başka mühim bir siyaset adamı da değildir ve bilhassa ikinci noktanın en bariz delilleri Avrupa'da Türk üstünlüğüne nihayet veren Zsitva-torok muahedesiyle Safavilere karşı giriştiği son gösteriş seferinin gülünç neticesinde gösterilebilir..."

Kuyucu Murat celadı Anadolu'da katliam yaparken Diyabakır'da öldü. Onun yerine Diyarbakır Beylerbeyi Nasuh Paşa geçti. Nasuh Paşa da bir Hırvat devşirmesiydi ve ırkdaşı gibi o da çok zalimdi.

Osmanlının Arka Bahçesi, Mevlüt Uluğtekin Yılmaz (Togan)Osmanlının Arka Bahçesi, Mevlüt Uluğtekin Yılmaz (Togan)

Aslında bu tip özel meseleleri buraya taşımak hiç hoş bir davranış değil ama sizleri de uyarmak istedim. Burada dikkat çekmek, ilgi görmek için sizi de kendisini de rezil edebilecek pespayelikte insanlar var. O yüzden kimi takip ettiğinize, kime mesaj atıp kimden mesaj aldığınıza, kiminle konuştuğunuza dikkat edin.

Bir seçim yapması gerekiyordu. Sosyal medyadaki kendisiyle gerçek hayattaki kendisi arasında "farkın" farkındaydı. İşin korkunç tarafı ise, genelgeçer "ideal, olgun insan" tanımına sosyal medyadaki hali daha yakındı.

Zoruna gidiyordu işte bu: Sosyal medyadaki O'nu kendisine ayna yapması.

Ruh Hastası, Yaşama Uğraşı'ı inceledi.
14 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Adım adım nasıl intihara gidilir bunu gayet etkileyeci şekilde dile getirmiş intiharı sürekli düşünüp düşünüp ve sürekli kendinde o cesareti bulamayıp en sonunda nasıl intihar ettiğini gözler önüne seren sarsıcı bir kitaptır

Enes Ölçer, bir alıntı ekledi.
17 dk. · Kitabı okuyor

Ortaokulda bir sınıf başkanımız vardı, sadece ön dişlerini fırçalardı. Arka taraftaki dişler nasılsa fazla gözükmüyor diye. O zamanlar garip geliyordu bu davranışı, ama neden öyle yaptığını şimdi anlıyorum. Çürümeyi kimsenin taktığı yok aslında, çürümekten zevk alıyoruz. Yeter ki o çürükler görünür yerde olmasın.

Hikayem Paramparça, Emrah Serbes (Sayfa 59 - İletişim)Hikayem Paramparça, Emrah Serbes (Sayfa 59 - İletişim)

Sevmek, onunla birlikteyken bir bütün olmak değil; o yokken yarım kalabilmektir. - Georg Wilhelm Friedrich Hegel

saerdem, bir alıntı ekledi.
20 dk. · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Tanımlama Sistemini bir harita olarak düşünün. Harita temsil ettiği şeyi ne kadar gerçekçi olarak yansıtırsa o derecede değer kazanır. Örneğin bir şehrin haritası, o şehrin kendisi değildir, o şehri ne kadar gerçeğe uygun olarak temsil ediyorsa, o derece uyumlu, kullanışlı ve işe yarar olacaktır.

Gerçek Özgürlük, Doğan Cüceloğlu (Sayfa 82)Gerçek Özgürlük, Doğan Cüceloğlu (Sayfa 82)
Ruh Hastası, Huzursuzluğun Kitabı'ı inceledi.
21 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı ruhsal sorunlarıma rağmen okumak istedim ve okudum kitap hikaye tarzı değil resmen betimleme ve harika söz öbeklerinden oluşuyor kitapta kendimi karekterin ve karekterin karekterlerinin yerine koydum adeta kayboldum aşırı derecede panik ataklarım tuttu genede bu kitabı elimden bırakmadım kitapta sevdiğim yerlerin altını çizmeyi düşündüm ancak hemen vazgeçtim kitapta neredeyse her satır alıntı niteliği taşıyor her sayfada mutlaka beynime giren kurşunları hissedebildim bu kitap beni etkilemez havasındaysanız hemen vazgeçin okumak için okursanız etkilenmeyebilirsiniz sıkılabilirsiniz tekrarlar var kitapta özellikle mide bulantısına fazla değinmiş ancak kitabı okur olarak değilde kendi hayatınız gibi düşünürseniz bu tekrarların nasıl sizi yerden yere vurduğuna tanık olursunuz kitap okumaktan okul dolayısıyla nefret etmiş biri olarak bu kitap farklı bir kitap diyebildim neredeyse kitaba sarılıp uyuyacağım bu kadar harika bir kitap olamaz benim için en önemli kitaplardandır eğer hikayeye dayalı kitaplar seviyorsanız size yaramayabilir ama söz olarak alıntı olarak bakarsanız adeta sizi o karanlık labirentte görünmeyen duvarlara hapsedip geberememeye sürükleyecektir kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum

"Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı
O sana aşık olmasa"

Aşık Veysel Şatıroğlu.