Yarım metre ötemizdeki günlük yaşamla hiçbir bağlantımız yok.Gürültülü,anlamsız bir canlılık içinde,egzoz gazı kokan bir yaşam bu.Havel Şosesi yakındaki çevre yolu üzerinde.Öylesine oturuyoruz tahta sırada.Herhangi bir kentte.Varoluşun herhangi bir zamanında.Bildik güneş ısıtıyor bizi.Gerideki yaşamı tümüyle unutmuş,ne geçmişi,ne geleceği düşünüyor,öylesine zaman,an içinde oturuyoruz.Durgun sessizlik içinde.Pazar günü trafiğine karşı.Bize ulaşmıyor ses.Asfaltın karşı kıyısında uzanan ağaç gölgeleri hangi dünyaya ait.Bisiklet yarışı yapan bu insanlar hangi dünyadan gelip geçiyor.
Ölü duvarlar. İnsanın soluğunu daraltan duvarlar.
Duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı?
Kent sokaklarında çıkan her benlik değiştirilmiş,
takınılmış bir kişilik değil mi?
Duvarlar gerisinde en çok kendimiz olmuyor muyuz?
En çok duvarlar arasında direnmiyor,
en çok duvarlar ardında duymuyor muyuz?
Duvarlar ardında bu doyumsuz yaşamdan
soluklar alarak ve almayarak ayrılmayacak mıyız?