Bizimki bir heves değil; bizimki Ezan-ı Muhammedî ile kulağımızdan ciğerimize, ordan da zerrelerimize üflenen bir nefes... Sevdiğimiz şeyleri Allah yolunda infak ederek hem Allah yolunda bir yakınlık hem de Efendimizin (s) katında bir dua kazanmamız lazım (Tevbe,99). Böyle olduğunda Peygamberimizin (s) muhabbeti, ilgisi, himmeti, hikmeti kalbimize doğar, yoksa Efendimiz'e vuslat Kaf Dağının arkasında, anka kuşunun kanadında bir hayal.
Nizam-ı âlem, nizam-ı âdemdir. İnsanın, kendisine çeki düzen vermeden başkasını ihya etmesinin imkan ve ihtimali yoktur. Allah'ın Kuran'da bizim için kullandığı en üst düzey onore edici kavram, 'halife-i rûy-i zemin'dir. Müslüman Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Yeryüzü bize emanet, Allah bizi yeryüzünde halife kıldı. Bu hakikati anlamayanlar soruyor: "Bizim Myanmar'da ne işimiz var?, Suriye'de ne işimiz var?, Afrika'da ne işimiz var?, Patani neresi, haritada göster desek bulamazsın, Patani'de ne işimiz var?" Böyle diyen bir insan, çok büyük bir yanlışın içindedir. Böyle düşünen bir insan, Allah'ın Kuran'da müminleri sımsıkı örülmüş bir duvarın tuğlaları gibi vasfettiğini; Hz. Peygamber'in ümmetini bir vücudun azaları gibi gördüğünü, Doğu'da diken batsa Batı'da kan damlayacağını, Batı yas tutsa Doğunun kan ağlayacağını, ağlaması gerektiğini bilmiyor demektir. Bu sözü söyleyen kimsenin kalbi taşa kestiği için mazlumların feryadını duymuyor demektir.
Zulme karşı tavır almak imanın ve ümmet olmanın şiarıdır.