Geçenlerde katılmış olduğum bir dersten alınan notları okuyacaksınız şimdi.
Ruh ve moral sağlığımızı korumak önemli. Çünkü bizi harekete geçirmeyen her üzüntü, sinir, sevgi vb duygular sağlıklı değildir. Şu şartlarda moralli yaptığımız her şeye ihtiyacımız var. Moralle yaptığımız o sağlam ve ihlaslı dualara, namazlara...
Gördüklerimiz çok acı ve korkunç şeyler. Ama dediğimiz gibi bizi harekete geçiremiyorsa bu gördüklerimiz karşısındaki duygularımız sağlıklı değil. Bu nedenle en kötüsünü daha görmedik, mahşeri düşüneceğiz. Peygamberimizin (s) deyimiyle, biz dünyada hiçbir şey görmemişiz ki, diyeceğimiz günü.
Zevklerimizden taviz verebiliriz Filistin için. Normalde günlük 1 hadis okuyorduk, şimdilerde 2 hadis okuyalım. Normalde zar zor dua ediyorduk, şimdilerde dualarımızı olabildiğince arttıralım. Yarım sayfa Kur'an okuyorduk her gün, şimdilerde bunu 1 cüze çıkaralım.
Yani mevcut şartlarda yapabileceğimiz şeylerin en iyisi 'fazladan bir şeyler yapmak!' Gün içinde selamı yayabiliriz mesela, elimizden bunlar gelebiliyor, devam edelim.
Sağlıklı bünyeler, kuvvetli müminler olmak için çalışalım. Biz umutsuz bir kavim değiliz. Bizim tesellimiz, yolumuz, güzergahımız belli. Kıyamet kopuyor olduğunu görsek elimizdeki fidanı dikmekle görevlendirildik biz. İşte yolumuz belli. Her şeye rağmen zor olan, ruh ve beden sağlığıyla yaşayabilmek. Yapabildiğim buydu Rabbim diyebilmek. Bir mazeret sunmak Rabbimize.
Biz en kuvvetli mümin olmak için gün sayıyoruz, şimdilerde halimiz budur: gün saymak.
Müslüman kadının Rabbi ile olan durumu şudur: •Allah'a derin bir iman,
•O'nun takdirine, kaza ve kaderine teslimiyet,
•Sadakat ile Allah'a kulluk,
•Emirlerine mutlak bir taat, yasaklarından kaçınmak,
• Allah'a ibadet ve kulluğun manasını şuurlu bir şekilde yaşamak,
• O'nun dinine yardım ve yüce isminin hakim olması için durmadan, dinlenmeden çalışmak,
• İslâmî şahsiyeti ile güçlü berrak imanından gelen ve Allah Teala'nın:"Ben cinleri ve insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."(zariyat,56) ayetiyle belirlemiş olduğu insanın bu hayattaki varlık maksadını güzel anlamasından kaynaklanan bir izzet ve şeref duygusunu benliğinde hissetmesi.
İslam, 15. yüzyıldan beridir hem de tarihte ilk defa kadın haklarını tamamen ilan etmiş bir dindir. Daha dünya; İnsan Hakları Örgütünü, İnsan Hakları Beyannamesini tanımadan asırlarca önce, Müslüman kadın insan haklarından tamamen yararlanmıştır. Ta o ilk erken dönemde İslam, kadınların erkeklerin diğer yarısı olduğunu ilan etmiştir. Hristiyan dünyasındaki sosyal ortamlarda kadının insan olup olmadığından, ruhunun bulunup bulunmadığından şüphe duyulurken Kur'an'ı Kerim şöyle ilan ediyordu:
"Nihayet Rableri onların dualarına şöyle icabet etti: içinizden gerek erkek, gerek kadın -ki kiminiz kiminizden hasıl olmadır.- bir iş yapanın amelini ben elbette boşa çıkarmayacağım."(Ali İmran,195)
İslam'dan önceki bütün milletlerde, bilhassa Hint ve Roma'da, ortaçağ hristiyan aleminde, İslam öncesi Arap diyarında kadının yeri, kötünün en aşağı derecesinde idi. O sebeple Müslüman kadının İslâmî şahsiyetinden, hak dininden, bu dinin verdiği yüksek insanî mevkiinden ötürü duyduğu İzzet ve şeref daha da artar.