Müthiş yalanlar duyuyorum sevdiğim, sevmediğim, tanıdığım, tanımadığım insanlardan. İnsanlar bir şekilde "bu" oluyor; çıkarları, egoları, olmayan karakterleri, savunma mekanizmaları veya özgüven sorunları nedeniyle beni/seni aldatmak istiyorlar. Yalan söyleyenin, yalanı anlaşılınca utandığı, sıkıldığı değil de üste çıkmaya çalıştığı bir talihsiz dönemdeyiz. Din, ahlak, kanun, toplum ne kadar uygun görmese de yalan, hayatta kalmak için barınma, beslenme kadar bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Bu durumdan etkilenmeden yaşamanın yegane yolu, olduğundan daha minimal bir yaşam benimsemekten geçiyor. Kulaklarımızı, önce içimize sonra doğaya vermeli; insan sesini bilincimizden uzak tutmalıyız. Tabiat, bize ihtiyacımız olan her şeyi biz yokken hazırlamış ve bütünleşmemiz için ışığını, sıcağını, suyunu ve havasını vererek ömür biçmiş; buna sırt çevirip insanlara yöneldikçe yalan soluyacak, huzursuz olacağız. Yağmura dokunun; güneşi tadın; kuşları, böcekleri dinleyin; dağları, ovaları, denizleri, nehirleri, gökyüzünü soluyun ve sevin. Sevin, sevebilecek haldeyken.