Yazarı iki yıl önce Anne kitabıyla tanımış, çok sevmiştim. O yüzden buralar yoruma boğulmadan, yeni kitabını hemen alıp okumak istedim. Yayınevlerinin güttüğü politikaları zaman zaman anlaşılmaz bulsam da bazı yazarlar ince çizgim. Yapacak bir şey yok..
Adam ve Jess çifti, çocuklarıyla beraber hayalini kurdukları, büyük Viktoryan tarzı eve nihayet taşınırlar. Her ne kadar bu yeni başlangıç, maddi ve manevi anlamda zorlayıcı olsa da, bu şansın onlara iyi geleceğine inanırlar. Yerleşme ve tadilat sırasında Adam, yatak odasının derinliklerinde evden bağımsız bir bölme keşfeder. İçinde unutulmuş eşyalar bulunan bu küçük ve karanlık alan, aynı zamanda geçmişin ürkütücü perdesini aralar. Adam için bu keşif zamanla meraka, sonra kâbusa, en nihayetinde de ölüm kalım savaşına dönüşür.
Bu içerikte o kadar çok kurgu okuduk ki, her ne kadar sevdiğim bir yazarın elinden çıkmış olsa da, ister istemez bir göz devirme anı yaşıyorum. Paranormal sevmediğim için ‘eyvah’ butonum devreye giriyor. Ama sevgili Logan, beni yine şaşırtmadı, hayal kırıklığına uğratmadı. Kurgu tamamen Adam’ın anlatımıyla şekilleniyor. Dolayısıyla karakterle yakından bir bağ kuruyor, kendinizi sürekli ben olsam ne yapardım, diye düşünürken buluyorsunuz. Kitaba ilk sayfasından son sayfasına kadar kilitlendim. Kurgusal anlamda ne bir hata, ne de bir kusur bulabildim. Atmosfer şahane, zamansal ilerleyiş heyecan ivmesine sınıf atlatıyor. Sürükleyiciliği tartışılmaz. Finali desen pastanın çileği. Bana göre tastamam, dört dörtlük bir gizem, gerilim kitabıydı. Tek eleştirim yazım hatalarına olabilir. Neyse ki kurgunun gücü kusurları sollamayı başarıyor.
“Sonuçta bir ev, tuğla ve harçtan ibarettir. O evi yuva yapan içindeki insanlardır.”