Bizim de sevda çiçeklerimiz vardı. Aşk bahçelerine dikilmeyi bekleyen.
Tohumu umut, güneşi şevkat, suyu sevgi. Çiçeklerimizi soldurdular. Hem de öldürmeden.
Biz de açardık elbet: mevsim bahar olsa, biri gelip tutsa, toprağına koysa, güzel açmayı bırak, güzel bile kokardık elbet.
Mecnuna adın ne desen Leyla derdi
Bize de adımızı sorsalar dokunacak bir el arardı gözlerimiz, dilimiz adını telafüz etsin diye.
Yanlış adres gibiydik; herkesin girip geri çıktığı,
Ama bizim içimizden çıkaramadığımız; her gelenden bir iz bir anı, bir leke.
Bu lekeyle, ne maviye boyayabildik sokağımızı, ne de sıvayacak bir usta bulabildik duvarlarımızı.
Biz de karaya ak demek isterdik lakin, kara da olsa, ak görebilmek için sebeplerimiz olsaydı.
Asabiydik. Biraz sert, biraz agrasif biraz da argo
Ağzımız alışmıştı, gelmişine geçmişine sövmekten vicdansızların ve canımız çok sıkılmıştı, can sıkıntımız bile umurlarında olmayan insanlara..
Başımız okşansa, yılan deliğinden tatlı dil duymuş gibi çıkacak.
Bir buse konsa yanağımıza, kötü olan herşey son bulacaktı.
Kim bilir belki de; bizim de sizin sevdikleriniz gibi bir hayatımız olacaktı,
Farzet ki; hayat yarın son bulacaktı
Hergün ölmez, bir gün yaşardık belki. Bir gün bile görmemekten hallice.
En başında da dediğim gibi; bizim de sevda bahçesine dikilmeyi bekleyen aşk çiçeklerimiz vardı da
Ne toprak vardı, ne ekecek bahçıvan
Sonra da neden açmadık, niye güzel kokmadık diye yine bizdik kötü olan.