Bizi doğru özelliklere sahip olan liderler yönettiğinde, tıpkı hipnoterapistlerin telkine yatkın hastaları gibi, her istediklerini -yanlış olduklarını bilsek bile- seve seve yaparız.
Yoksulluk, cehalet, umutsuzluk ve özgüven eksikliğinin dişlileri bir araya gelip döndüğünde, birçok neslin hayallerini yıkan bir daimi başarısızlık makinesi oluşturuyor. Hepimiz bu makinenin çalışmasının bedelini ödüyoruz. Cehalet, makinenin dingil pimi olarak işlev görüyor.
Arada sırada, birinci sınıf öğrencilerine ders verme şansına erişiyorum. Bu çocukların çoğu doğuştan birer bilimci. Çok meraklılar ve entelektüel açıdan oldukça zindeler. Hepsinden akıllıca sorular fışkırıyor. Hayatlarında "aptalca soru" diye bir kavramı hiç duymamışlar.
Ancak lise son sınıfa giden öğrencilerle konuştuğumda farklı bir tablo görüyorum. Bu öğrenciler genellikle "gerçekleri" ezberliyor. "Aptalca" soru sormaktan çekiniyorlar; yarım yamalak cevapları kabulleniyorlar; fazladan soru sormuyorlar.
Birinci sınıf ile 12. sınıflar arasında büyük bir değişim geçirdikleri ve bu değişimin yalnızca ergenlikle açıklanamayacağı kesin.
İster dindar olalım, ister seküler, bu olasılıkların hepsinde gerçeğe en yakın bilgilere sahip olmamızın ve geçmişte çeşitli çıkar odaklarının ve inanç sistemlerinin yaptıkları hataları göz ardı etmememizin en iyi sonuçları vereceğine inanıyorum.