Zavallı ölümlülerin lâfı olmazdı. Kuvvet kuvveti kırınca, olağanüstü olan değersiz kalır, görkemli olan acınacak hale düşerdi. İşte bundan bir sonuç çıkarıyordu: Bükebildiğin, ezip yok edebildiğin şeyin hiçbir önemi yoktur. Baş eğip diz çökenler galibin insafına kalmışlardır. Ancak budur hak ettikleri.
Oysa bugün varoluşun en büyük amacını çocuklarda görüyordu. Onların varlığı her insan için en büyük mutluluk, onlarsız kalmak ve onlardan kopmak ise en büyük felaket idi.
Yossarian'a göre, ödül olarak flama verme fikri saçmaydı. Flama kazananlara ne para, ne de sınıfsal ayrıcalıklar veriliyordu. Tıpkı Olimpiyat madalyaları ve tenis kupaları gibi, simgeledikleri tek şey sahiplerinin, kimseye faydası olmayan bir alanda başka herkesten daha becerikli olduğuydu.
O savaşı kazanmak için Yossarian'ın hemşerilerinden yalnızca küçük bir kısmı canlarını feda ederdi ve Yossarian onlardan biri olmayı arzulamıyordu. Ölmek ya da ölmemek, işte bütün mesele buydu ve Clevinger bu meseleye yanıtta güçlük çekiyordu. (...) İnsanların ölmesi gerekliydi; ama hangi insanların öleceği koşullara bağlıydı ve Yossarian koşullardan başka her şeyin kurbanı olmaya razıydı. Ama savaştı bu. O savaşın bulabildiği tek iyi yanı ücretinin iyi olması ve çocukları ebeveynlerinin habis etkisinden kurtarması idi.