Yaşarken başımızdan hiçbir şey geçmez. Dekorlar değişir, kişiler girer çıkar, hepsi bu. Başlangıçlar da yoktur. Günler anlamsızca birbirine eklenir durur; sonu gelmez, tekdüze bir ekleniştir bu. (...) Başlangıç olmadığı gibi, son da yoktur. Bir kadın, bir dost, bir kent, bir kerede terk edilemez. (...) Yaşamak budur işte.
Ardımda, kentin içinde, geniş ve dümdüz yollarda, lambaların soğuk aydınlığında, korkunç bir toplumsal olay can çekişiyordu: Pazar gününün bitişiydi bu.