Monte Cristo Kontu. Kitabı okuduktan, kapağını kapattıktan sonra uzun bir süre istemsizce içinizden ismini telaffuz ediyorsunuz. Kitap; daha gençliğinin baharında, hayallerine erken yaşta kavuşmanın heyecanıyla yanıp tutuşan, daha doğrusu başına gelecek her şeyden habersiz böyle olacağını düşünen zavallı Edmond Dantes’in, Monte Cristo Kontu’na dönüşmesini konu alıyor.
Edmond Dantes’in bu dönüşüm sürecini nasıl atlattığını, Monte Cristo Kontu olana kadar neler yaşadığını anlatarak, okuyacak olanlara önceden bilgi vermek istemiyorum. İnsanın sabrının, inancının, intikam hırsının onu nasıl bir kişilik yapısından, bambaşka bir insana nasıl dönüştürdüğünün muazzam bir tasviri olmuş kitap.
Betimlemeler, benzetmeler olağanüstü. Ne söylesem ne yazsam eksik kalacak gibi.
Başlarken 1552 sayfa nasıl bitecek, sıkılacak mıyım, yarıda bırakır mıyım diye düşünüyorsunuz. Sonra birinci sayfadan 1552. sayfaya kadar sizi bunları düşündüğünüze pişman ediyor Alexander Dumas. Heyecanı, aksiyonu, gerilimi bir saniye bile eksik olmayan filmler gibi bir konusu ve anlatımı var kitabın. Uykusuzluktan gözümün kapandığı anlarda bile şu olayda geçsin, bu da sonuca bağlansın öyle bırakayım diyerek okudum ve ona rağmen kafanızı yastığa koyunca “keşke birkaç sayfa daha okusaydım” dedirtiyor. 1552 sayfa nasıl bitti ne ara bitti anlamıyorsunuz.
Monte Cristo Kontu; Zeki, çevik, inatçı, hırslı, güçlü bir kişilik. Hem intikam hırsının, hem Tanrı’nın adaletine olan inancının, hem ileri görüşlülüğünün etkisi ile sizi elinizden tutup romanın içinde sürüklüyor. Sadece üç beş hamle değil on hamle sonrasını bile hesaplayıp tüm planlarını ona göre yapan bir satranç oyuncusu gibi Monte Cristo Kontu. Tüm bu planların, hesapların içinde bir yerde aşka da yenik düşüyor güçlü kahramanımız, sonrasında kendisinin