• Dağılmıyor içimdeki duman✖🔥
  • Geçenlerde bi arkadaştaydım biraz oturduk sohbet muhabbet falan neyse işte zamanda amma geç olmuş deyip kalkayım dedim.Dolmuşa binecem durağa doğru yürüyorum. Taktım kulaklığı son ses duman dinliyorum o aralarda pek iyi deildim ruh sağlığı açısından. Sevdiğim çocuktan 7 ay boyunca haber alamamıştım. Milyonlarca kez aradığım telefonu her seferinde kapalıydı, bissürü sesli mesaj birçok sms bırakmıştım. oturdukları evden taşınmışlardı, ne bir arkadaşının ne de bi başka birinin haberi olmadan sanki sessizce terk etmişti hem beni hem bu şehri ve geride kalan herşeyi. Amcasına, halalarına ulaşmaya çalıştım ama hiç bi iz bulamadım.Arkadaştık aslında ama çok ilerlemişiz farketmeden kocaman dağları aşmışız aramızdaki samimiyetle bi bakmışız aşık olmuşuz sonra biz de anlamadık zaten nasıl sevgili olduğumuzu. Çok çok iyi bi ikiliydik. Ondan haber alamadığım 7 ay öncesinden 6 ay boyunca sevgili, ortalama 5 ay boyunca da yakın bi arkadaşımdı. Anlam veremedim her seferinde beni nasıl böyle hiçbişey demeden usulca bırakıp gittiğini. Oysaki son sözü de kendini güzel bak seni seviyorum meleğim’di. İşte bu yüzden yaralarım ağırdı son zamanlar. Beni terk ettiğini düşünmüştüm. Yakar bi sigara açar bi içinde binlerce kalp kırığı olan dertli bi şarkı dolanıp dururdum. Kendimi avutmaktı benimkisi dışarı çıkıp kendi halinde takılıp arkadaşlarla eğlenmek falan. Sıradandı aslında ama zamanla alışıp unutuyodum yokluğunu derken bugünü yaşadım işte. Durağa doğru ilerlerken hepsi canlanmıştı aslında aklımda hafif bi acımıştı içim ama sonra geçer hadi yürü dedim. Durağa gelince bi kaç adım ilerde yerde oturmuş önünde mendil serili bi teyze gördüm ilk gördüğümde sıradan dilenci işte dedim ama sonradan bana gülümsediğini farkettim. Aldırmadım ama detaylı baktığını ve bana gel diyip parmağıyla işaret ettiğini gördüm. Gittim yanına beni mi çağırdın teyze dedim. Parmağıyla karşı yolun biraz ilerisindeki mezarlığı gösterdi. Sonra üzülme Allah bilir kimi ne zaman yanına alacağını ölüm elbet kimseye yakışmaz amma Allahın takdiridir o isterse yakıştırır dedi. Sölediklerinde gram bişey anlamamıştım deli midir nedir dedim içimden sonra kafa salladım evet teyzecim dedim o ara dolmuş gelmişti bindim.Eve gelince annem bi kutu uzattı sanaymış bu dedi ppt’den gelmiş. Kiminden geldiği belli değildi ama baya da heycan yapmıştım ilk defa kargo aracığıla bana özel bi kutu gönderilmişti. Hızlı hızlı açtım ama karşılaştığım manzarayla donup kaldım. İçinden sezerle(sevdiğim çocuk) benim fotoğraflarımız, onun saati, atkısı, bide kurumuş bikaç kırmızı gül vardı. Yıkıldım o an hıçkıra hıçkıra ağladım. Yüreğim nasıl acı çekiyodu mahvolmuştum. Atkıyı alıp kokusunu içime çeke çeke dökmüştüm içimi ağlayarak.Kutunun dibindeki küçük not kağıdını son anda farkettim. Küçük bi kağıt dörde katlanmış masumca duruyodu. gözyaşlarımdan bulanık görüyodum ama sonra hemen toparlanıp kağıdı alıp açtım. Bi telefon numarası ve bi adres yazıyodu, bulunduğum şehir mersindi ama adresteki yer ankarada bi yerdendi. Umurumda olmadan direkt telefonu alıp aradım. Telefonu açan ses ise sezerin ablasıydı. Kısık, hüzün dolu, umutsuz bi sesin ardından paketimi aldın mı diye seslendi bana daha alo demeden. Evet diyip ağlamaya başladım. Sonra neler oluyor bütün bunlar ne, nerdesiniz, sezer nerde diyip bağırmaya başlayınca ablası sakin ol daha fazla dayanamadığım için bunu hemen söyliyip kapatacağım dedi. Ne neler oluyor dedim.Ardından bana şunları söyledi ‘ 4 ay önce sezeri kaybettik başımız sağolsun, kanserdi ama sana bundan hiç bahsetmek istemedi üzülürsün ağlarsın diye. Yeniceğini sandı tek başına yaparım sandı ama olmadı. Kutudaki atkıyı son buluşmanızda takmıştı kavga edip tartışmıssınız ilk defa yanında çok sinirlenmiş ama ağlayamadığından eve sinirle üstünü çıkartırken o atkıya dökmüştü içini bağıra bağıra. Günleri ayları saydı seninle geçen bütün zamanında hiç çıkarmadı kolundaki o saati. Birlikte geçen anılarınıza gözünü bile kırpmadan saatlerce baktı. Fotoğrafınla uyurdu seni çok severdi.Gülleri de sana almıştı ama veremedi. Hastalığı artınca tedavi yüzünden acil olarak ankaraya taşınmak zorunda kaldık. Doktorlar artık herşeyin bittiğini onunla vedalaşmamızı sölediler. Sezerse sana bu kutuyu mersinde ayakta ve dirençliyken hazırlamıştı. Bendense sadece ulaştırmamı istedi ne zaman diye sorduğumda da sarılıp ağlamıştık. Bir süre sonra çok daha kötü oldu herşey ve o gitti. Seni çok seviyodu herşeyden çok. Yazan adres şuan da bulunduğum yer, imkanın olur da gelmek ister ve onunla vedalaşmak istersen seni her zaman beklerim. Kardeşimin hayatında olduğun ve onu mutlu ettiğin her dakikaya teşekkür ederim, kendine iyi bak ve kendini sakın üzme unutma o bunları sen üzülmeyesin diye yaptı şimdi ağlamanı istemezdi emin ol. Hoşçakal. dedikten sonra ses gitti. Ellerim ve ayaklarım uyuşmuştu olduğum yerde bayılmışım.2 hafta hastanede yattım. Üzüntüden mahvolmuş, ağlamaktan göz pınarlarım kurumuştu. Çok, çok acı çektim. Herşeyi bıraktım. 2 ay psikolojik tedavi gördüm. Okul,ders,hayatımdaki geriye kalan herşey hepsi biribirine girmişti ve yeniden başlamak zorunda kalmıştım. Olayın üstünden geçen bi süre duraktaki teyze geldi aklıma. Bütün bu olanların ardından onu aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Sahi teyze hissetmiş miydi içimdeki acıyı? Biliyor muydu olanları? Kimin habercisiydi, yoksa bi melek miydi? Günlerce o teyzeyi de aradım ama onu da bulamadım. Şimdi ise bi daha aşık olmaktan korkmuş kalbi buruk, acı dolu, içinde fırtınalar kopan biriyim. Herkesten uzak,güçlü gibi görünen ama kendi içinde yaşadıklarıyla tamamen yıkılmış biri.
  • Tükendim çok yaraları açan tükenmiyor içimdeki duman...
  • Tükendim çok yaraları açan, dağılmıyor içimdeki duman, sen istersen yanalım ozaman,gel artık yok yüreğe dokunan
  • Biri vardı çoktan izi kaldı kalpte...
  • “-Biliyor musun Yakup, diyorum. Üzerinde yaşadığın kürenin dörtte üçü sularla kaplı ve sen hiç deniz görmemişsin... Dahası da var, yaşadığın ülkenin üç yanı deniz...
    Yakup yüzüme bakıyor
    -Boş ver, diyorum. Biz gördük de ne oldu? Dörtte üçü sularla kaplı bir küre üzerinde temiz kalabildik mi? Kirlettik üstelik. Kirletiyoruz. Boş ver Yakup. Senin denizlerin sana yeter. Turna gözlü dağ pınarların var senin. Şu deniz kabuklanma tekne diye düşlerini bindirip çıktığın uzak yolculuklara ben tanığım. Senin yolculuklarını biz şu çokbilmiş hâlimizle haritalarda görsek, ürpeririz. Senin denizlerini haritalarda görsek, boğuluruz. Biz düş yoksulu olduk Yakup. Benim sevgili çocuğum.”
    “Hayatı çıplak gözle görmeye tahammülüm yok. Yalın gerçekle yüz yüze yaşayamayacak kadar zayıfım. Sevgisizliğin duman altında sanırım ilk ölecek ben olacağım Yakup.”
    “İçimin karanlığına düştüm, içimin karanlığına.”
    “Koca bir sessizlik ve yalnızlık akvaryumunun dibine çökmüşüm, boğuluyorum.”
    “-İşte böyle Yakup diyorum. İşte böyle yüreğim… Binemeyeceğimiz trenlerin yollarını gözlerdik biz. Sahip olamayacağımız oyuncakların düşlerini kurardık. Hiçbir gerçek, bizim çocuk düşlerimizin önüne geçemedi.”
    “Ben bir düş çocuğuyum Yakup. Eski bir rüyanın peşine düşmüş, yitirdiğim deniz kabuklarını arıyorum bozkırda…”
    “Öğretmen söylemeliydi ki, uzaya gidemeyecek, uçak uçuramayacak bir oğlu olduğuna üzülüp durmasındı zavallı adam. İnan babama acıyordum Yakup. Kafamdaki şişlere rağmen, kulak mememin yanağıma yapıştığı yerdeki yırtığa rağmen hiç kızmıyordum. Tarifsiz bir suçluluk duygusu içindeydim. Onun acıklı hâli dert oluyordu içime. Bu yüzden ölmeyi bile düşünüyordum. İntiharın hiçbir türüne cesaret edemediğim için aç kalarak ölmeyi denedim kaç kere, beceremedim. O günden sonra bir tek intihar şekli kalıyordu bana. İçimdeki havuza atlayıp boğularak ölmek… Sanırım şimdi onu yapmış durumdayım.”
    “Çocuklarım bile benden önce büyüyecekler.”
    “Sanat içimizdeki o zaaflar toplamı insanı en saf, en dokunulmamış hâliyle görmek ve göstermek belki de… Bizim içimizde biraz herkes var. Herkesin içinde de biraz biz.”
    “Düşlerimizin bir tanığı olmaması ne kötü Yakup, diyorum. Giderek düş gördüğümüzden bile kuşkuya düşüyoruz.”
    “Çağdaş adamın hastalığı bu. Özlemini tanımlayamamak.”
    “Hayatı yaşamak yerine sayıklıyoruz.”
    “Hayatın tümünü bırakabiliyoruz da küçücük bir anını yeniden yaşayamayacak olmanın verdiği hüzne yenik düşüyoruz.”
    “-Sayıkladığımız hayattan yaşadığımız hayata uyanacağımız umudunu korumak istiyorum.”
    “Hep özlemlerimizle ölüyoruz.”
    “Haydi, yum gözlerini. Beğenmediğin, sevmediğin dünyayı göz kapaklarının dışına hapset. Bir jenerik geçir zihninden, bir öykü başlat.”
    “Yaşamın kendisi büyük bir öykücü aslında.”
  • https://www.youtube.com/watch?v=i4lLltpV1XE

    Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

    Ateşten zehrini tattım bu okun.
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna "yok"un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye.

    Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kâinat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

    .
    .
    .
    .

    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

    Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selâm, selâm sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

    Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.

    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...

    Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    .
    .
    .
    .

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

    Lûgat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?

    Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    .
    .
    .
    .

    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

    Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mâverâ dede.
    Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
    Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İçiçe mimarî, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 16 - Büyük Doğu 67. Baskı 2009