Kâğıt torbasının bir yüzeyi İntihar Dükkânı yazı var. Öteki tarafta ise şu yazı okunuyor: Hayatta başarılı olamadınız mı? Bize gelin, ölümünüzü başaracaksınız!
Rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
Ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı
Asırlardır köhne barınaklarda
Küflenen, çürüyen çığlıklarımı
At vuruldu; içim paramparça Rüveyda
Gölgelerin ardına sakladım kusurumu
Sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
Ben burda damla damla eriyip akıyorum
Yine de, bırakamam yerlere gururumu İstenmediğim yeri usulca terk ederim
Hâtıra kalsın diye bırakır da ruhumu
Mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim
Bu sahnede her şey var. Gazze'nin dönüştüğü tüm hal. Hâlâ kitaplarına tutunan yaşlı bir kitapçı yıkıntıların birkaç adım ötesinde okuyor. Sanki sözcükler onu gürültüden, acıdan, şehrin yavaş ölümünden kurtarabilirmiş gibi. Ve sen kendi kendine diyorsun ki, işte bu, gerçek görüntü bu.
Umutsuz graffitiler, duvarların dökülen yüzeylerinde can çekişiyor. Bütün bunların artık bir anlamı yok. Burası, gölgelerin bile yolunu kaybettiği bir mezarlık.