•    

    Yanlış Hayatın Peşinden Koşmayacaksın!

    Boş Hayaller Kurmayacaksın! ..

    Ne olmasını bekliyorsun?

    Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun?
    Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?
    Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın!
    Sistem böyle çalışmıyor!
    Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon,
    aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan,
    hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!

    Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın!
    Her şeyden önce farkına varacaksın!
    Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
    Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun
    yanılgısına kapılmışsın demektir.
    Kendini kandırmayacaksın!
    Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.
    Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
    Onu da yaşayacaksın.
    Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin,
    bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.

    Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
    Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
    Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin.
    Yüreğinle yüzleşeceksin.
    Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.

    Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.
    Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
    Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
    Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
    Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
    İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız
    var
    ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
    Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!
    Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine,

    neden hayatına başlayamadığını çözeceksin.
    Korkularınla yüzleşeceksin.

    Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens
    beklemeyeceksin.
    Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak,
    kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
    İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban,
    kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
    Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da,
    sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
    Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.
    Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın,
    bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin;
    kimseye dayanmayacaksın!
    Dünya da sensin, evren de!
    Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın.
    Ruhunu da,aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
    Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın,
    sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.

    Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
    Ne olmasını bekliyorsan,
    sen öyle oturdukça, olmayacak.
    Boşuna hayal kurmayacaksın!
  • Atinalılar taşıdığım kötü şöhret sahip olduğum özel bir bilgiden kaynaklanmaktadır. Bana bunun ne tür bir bilgi olduğunu soracak olursanız size insanoğlu tarafından bilinebilecek bir bilgi olduğunu söyleyebilirim. Bu sınırlar içinde bilge bir insan olduğumu düşünüyorum. Benimki sizin bildiğiniz şeylerden ibaret ama onlar sanki doğaüstü bir bir bilgiye sahipmiş gibi davranıyorlar. Benim de böyle bir bilgiye sahip olduğumu iddia edenler yalan söylüyorlar hatta iftira atıyorlar Karakterimi yanlış yansıtıyorlar
  • Ölümün birçok efsanede pek çok karşılığı vardır. Bazıları ölürken insanların affedildiğini bazıları ise cezalandırıldığını söyler. Bazıları ise o ceza ya da ödülden önce sonsuz karanlığa teslim olmadan hemen önce, nefesin bedenden ayrılırken verdiği savaşın içinde yaşadıklarını gördüğünü iddia eder. Yaşananlar bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer. Sanki veda ediyormuş gibi. Ya da belki sanki... Yeniden canlanıyormuş gibi.
  • XVIII. yüzyıl İngilteresi'nden çıkmakla birlikte çağdaşlarımızın zihniyetleri üzerinde de belirleyici bir etkisi olan şu fikir üzerinde durmalıyım: Her insan kendi çıkarına göre davranmalıdır, bu egoizmlerin toplamı, sanki "görünmez bir el" edimlerimizin bütününü mucizevi bir uyum içine sokuyormuş gibi, mutlaka tüm toplumun yararına olacaktır - kamu iktidarlarının gerçekleştirmeyi başaramayacakları kadar ince, karmaşık ve esra rengiz bir işlem söz konusudur; dolayısıyla söz konusu iktidarlar buna hiç karışmasalar daha iyi ederler, çünkü müdahaleleri işleri kolaylaştıracağına bozacaktır.

    Adam Smith tarafından 1776'da yayımlanan eserde dile ge tirilen bu fikir, yetmişli yılların sonundan bu yana yeniden çok güncel bir hale geldi ve çağdaşlarımızın tavırlarını hatırı sayılır ölçüde etkiledi.

    Bu uzun ömür öncelikle sosyalizminin "bilimsel" niteliğiyle çok övünen Sovyet modelinin yüz kızartıcı başarısızlığıyla izah edilebi lir. Bu model güya sadece kamu iktidarlarının üretim ve paylaşım süreçlerini rasyonalize edebileceğini kanıtlayacaktı. Ama tam tersi ni, yani bir ekonominin merkezileştikçe işleyişinin saçmalaştığını; kaynakları yönettiğini iddia ettikçe kıtlıklara yol açtığını kanıtladı.

    Bu nedenle Tarih'in güneş görmeyen zindanlarında unutulup giden "bilimsel sosyalizm" oldu. Halbuki "görünmez el" hiçbir za man olmadığı kadar inandırıcı olarak hakkıyla baş köşeye kurulu yor, dahası muhafazakar militanlar tarafından inançlarının kurucu ilkesi olarak sahipleniliyordu. Bu kavramın esrarengiz ve biraz da akıldışı niteliği bile cazip geliyordu; birçok kişi bunu manevi bir boyut, "ateist" devletçilik karşısında kapitalizmin işleyişinin ilahi teyidi diye algıladı.
  • Sadece seni kızdırmak istiyorum. Artık Otello gibi boş beyinlilik etmiyen,
    sevdiğini iddia ettiği kadını kıskanmıyan seni...
  • İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bir nevi söz ve fiilerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçma itiyadı var.
  • Daha iyi bir insan olduğumu iddia edecek cesaretim yok elbette, ama daha mutlu bir insan olduğumu biliyorum, çünkü o buz gibi donuk hayatım için yeni bir anlam buldum, yaşamın kendisinden başka bir sözcükle açıklayamayacağım bir anlam.