Kadınlar üzerine öfkeli, hüzünlü, bazen de insanın içine işleyen, dokunaklı şeyler söylerler, ancak sözlerinde hemen hep korkunç bilinmezliklerle dolu bir karanlığa bakıyorlarmış gibi bir duygu sezilirdi.
“Boz bulanık bir gece... Yoksul Sviyajesk kentinde bir otel odasında, kovuğundaki bir baykuş gibi oturuyorum. Mevsim sonbahar, aylardan ekim. Dışarıda tembel bir yağmur, rüzgar ve rüzgarın aşağılanmış bir Tatar’ın bitmek bilmeyen sızlanmalarını andıran uğultusu: o-o-o-u-u-u...”
“...Derken o geliyor: Doğan günün bulutları gibi hafif, pembe, uçucu... ruhunun sahte temizliği,gözlerine vurmuş. ‘Tatlım,’ diyor, ışıl ışıl, tertemiz bir sesle, ‘İnan, sana karşı hiç suçum yok!’ Biliyorum, yalan! Ama gel de inanma! Aklım kesinlikle yalan derken, yüreğim tam tersini fısıldıyor...”
Gördüğüm kadarıyla sen başka yolun yolcususun... maneviyat adamısın.
— Maneviyat ne demek?
— Hiçbir şeyi kıskanmayan, yalnızca merak eden insan demek...