"Hey! Küçük Shannon," dedi sıcak bir gülümsemeyle. "Nasıl gidiyor?"
"Ah, iyi," dedim boğuk bir sesle. Ona bakarken adımı nerden bildiğini düşünüyordum.
Claire'e baktığımda omuz silkerek en az benim kadar kafası karışmış durumda olduğunu gösteren bir bakış attı.
"Shannon'la arkadaş olduğunu bilmiyordum," dedi çocuk. Dikkatini tekrar Claire'e çevirmişti. "Bu faydalı bir bilgi olurdu."
"Ah... Asıl ben senin Shannon'la arkadaş olduğunu bilmiyordum?" dedi Claire ifadesiz bir şekilde. "Ayrıca bunun sana ne faydası olabilir?"
"Değiliz." Çocuk kafasını iki yana salladı. "Ayrıca önemi yok."
Lizzie'nin öğle yemeğindeki fark edilir eksikliğinin sebebi ortaya çıkmıştı.
Onu anlamak zordu.
Çok şey saklıyordu ve açık bir kitap gibi olan diğer arkadaşımın aksine, onun ne düşünüp ne hissettiğini asla tam olarak bilemiyordum.
Sanırım, Claire'e küçüklüğümden beri hep daha yakın olmamın sebebi buydu.
Elbette Lizzie'yi de seviyor, onu yakın arkadaşım olarak görüyordum ama tek bir yakın arkadaşım olması gerekseydi bu kişi Claire olurdu.
Ayrıca ona bağlanmamıştım.
Ona hayran olmaktan keyif alıyordum.
Güvenli bir mesafede olduğu sürece.
Bana bakmadığı zamanlarda.
Evet... bu hiç de sağlıksız değildi.
Onu uzaktan seviyordum.
Benim dünyamda, görünmezlik güvende olmak anlamına geliyordu.
Duvar kâğıdıyla bütünleşip uyum sağlamaktan memnundum.
Johnny Kavanagh, anladığım kadarıyla görünmezlik kavramının tam tersiydi.
Ondan önce erkeklere karşı hiç ilgi duymamıştım. Aslında hiç kimseyle ilgilenmemiştim fakat o...
Yalnızca uzaktan görebilmek için okulda onu aradığımı fark etmiştim.