"Sen kimsin?" derken başını dik tutmak için ellerimden güç alıyordu.
"Ben Johnny," dedim sırıtışımı bastırarak. "Peki sen kimsin?"
"Shannon," diye fısıldadı. Gözleri hafifçe kapandı ama yanaklarını dürttüğümde hızla geri açıldı. Usulca iç çekip, "Nehir gibi," diye ekledi.
"Merhaba," diye fısıldadı.
Rahatlayarak tuttuğum nefesimi bıraktım. "Merhaba."
"Bu gerçekten senin yüzün mü?" diye sordu. Boş bir ifadeyle beni izlerken gözleri kapanıyordu. "Çok sevimli."
"Şey, teşekkürler?" dedim rahatsız bir şekilde. Yanaklarını hâlâ ellerimin arasında tutuyordum. "Sahip olduğum tek yüz bu."
"Beğendim," diye fısıldadı. "Hoş bir yüz."
Yüce İsa, bu kız çok güzeldi.
Elbette bunu daha önce de fark etmiştim, kızın çarpıcı bir görüntüsü vardı. Ama şimdi onu bu kadar yakından görüp yüzündeki çilleri sayabiliyorken -on bir tane vardı- böyle etkileyici olması kendimden geçmeme sebep olmuştu.
"Bilerek mi yaptın?"
"Ne?" Sözleri beni aniden durduracak kadar afallatmıştı. "Hayır." Yüzüne bakmak için eğilirken kaşlarımı çattım. "Bunu asla yapmam."
"Söz mü?"
"Evet," diye homurdandım. Ardından onu yukarı çekip vücudunu benimkiyle bütünleştirdim. "Söz veriyorum."