Bataklıklar Ülkesi'nden Eğitim Krallığı'na giden yolda Finlandiya'nın eğitim başarısının tesadüf olmadığını bir kez daha şahitlik ettim. Bir kilise papazı olan Grigoriy Petrov zamanında konuyu öyle güzel ele almış ki kitabı okurken bazen Shelman olmak istiyor, şehir şehir dolaşıp halkı uyandırmam gerektiğini düşünüyorsunuz. Kitabın sonlarında kendinizi kötü ruhla savaşan, ne kadar söndürülürse söndürülsün, karanlığa mahkum olmayan, yılmadan, pes etmeden ateş yakan iyi ruh olarak buluyorsunuz.
Yaptığınız iyiliklerin karşısında kötülüklerle karşılaşıyorsanız. Sizi engellemeye çalışan liyakatsiz koltuklarla mücadele ediyorsanız ve pes etmek üzereyseniz şimdi tam zamanı. Pes etmeden bu kitabı okumalısınız. Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabından sonra içinizdeki üretim ateşi daima yanacaktır.
Sevgiler.
Bir, iki veya üç nehirden tüm ülkenin su ihtiyacını gideremezsiniz. Her ücra köyün bir kaynağa; göl, nehir, pınar veya kuyuya ihtiyacı vardır. Halkın manevi susuzluğu da bu misal gibidir her yerin kendi insanına, can veren kuyulara ihtiyacı vardır.
“Yöneticiler, iyi veya kötü de olsalar, kahraman veya zalim de olsalar kendi halklarının birer parçasıdırlar. Milletlerinin ruhunu yansıtırlar. Kendi milletlerinin birer ürünüdürler. Halk nasılsa onlar da öyledir. Her halk hak ettiği şekilde yönetilir.”