Beyza, Eski Bahçe Eski Sevgi'yi inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Herkese hayırlı Ramazanlar uzun zaman sonra bir yorum ile geldim çok şükür.. Tezer Özlü | Eski Bahçe.

Kitabı bu ay içerisinde bitirdim şu an gününü tam olarak hatırlayamıyorum. Tezer Özlüye ilk zaman dışı yaşam senaryosu ile başladım. Önceden hayatını okumuştum ve kitapları ilgimi çekmişti. Edebiyatın kırık prensesi olarak geçiyor edebi hayatında.

Diliyle tanıştığım ilk zaman ne okudum dedim. Ne okudum ne anladım diyorsunuz kapağı kapatınca kitapların belli başlı bir konu içerisinde olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Tezer Özlü kendi iç dünyasını direk döküyor eserlerinde şu ana kadar okuduğum iki kitabı boyunca. O yüzden çatışmalı ve birbiriyle çelişkili hikayeler ortaya çıkıyor. 'Yazmazsam Delireceğim' diye olanlardan geldi bana.

Acıyı, özlemi, mutsuzluğu o kadar derin yaşamış ki okurken hissettirmesi bambaşka bir şekilde etkiledi beni. Zaman dışı yaşam konusunda biraz ön yargılıydım. Bir daha Tezer Özlü okumam belki diyordum ama bir kurgu beklentisi ile okumak yanlışmış. Beni rahatsız eden bir kaç yazım tarzı olsa bile okumaya devam ettim. Bazı noktalar cidden rahatsız ediciydi.
En çok sevdiğim Hayalet Oğuz oldu. Gözlemci bakış açısı kadının o kadar güzel olmuş ki... Karakteri adeta hissettirip izletiyor.
Herkese tavsiye ediyor muyum?
Bu konuda biraz kararsızım. Hitap ettiği kitleyi hala anlayamadım bana kalırsa bence böyle 16 yaşından büyük olmak gibi geldi. Yazarı anlama açısından o yüzden pek emin değilim.

Genel olarak sevdim mi? Evet sevmedim diyemedim kapağı kapatınca. Ama çok çok sevdim diyerekte kapatmadım.

Şinka, Ermiş'i inceledi.
 5 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitaba dair çok fazla inceleme var. Biliyorum ama ben de bir şeyler söylemek istiyorum :)

 Cibran eserini tam 4 yıl elinde tutmuş ve
"Emin olmak istedim, içindeki her sözcüğün kendimden verebileceğim en iyi sözcük olduğundan emin olmak istedim." diyor. Kitaptaki El Mustafa'ya ise " Kısaydı aranızdaki günlerim, konuştuğum sözler daha da kısaydı." diye söyletiyor. Evet, sözleri kısacıktı; peki ya söyledikleri, hissettirdikleri?..

Evrene dair tüm paragraflar sanki eritilmiş, haddeden süzülmüş  ve birer kelimelik damlalar halinde 54 sayfaya damlatılmış gibiydi. Rehberimiz olup aklımızın ucuna oturtuyor bizleri; ordan baktırıyor zihnimize.  Kavradığımızı sandığımız değerlerimize, benliğimize ve yaşamaya dair her ne varsa defalarca düşündürüyor, düşündürüyor, düşündürüyor...
 Yazar resimlerde çizmiş bu eseri için ama ben pek yorumlayamadım resimlerini, o da benim acizliğim.

Kitap, El Mustafa'nın kendisini doğduğu  adaya götürecek geminin gelmesiyle birlikte Orphalese halkının, ondan, gitmeden hakikatinden vermesini istemesiyle başlıyor. Ve söylenen hakikatler ile son buluyor. Hayata dair ne varsa soruyorlar sırasıyla: rahipler, yargıçlar, zengin bir adam, bebeğini göğsüne bastıran anne, çiftçi ve diğerleri.  O da hakikatinden mahrum bırakmıyor kimseyi.

El Mitra, El Mustafa'yı şöyle selamlıyordu:
 "Ey Tanrı'nın peygamberi, ey en yüce olanın talibi." Bu sözden onu peygamber olarak gördüklerini söyleyebiliriz.
Yazarın bir açıklanmasında ise bir tarafimda hz. İsa öbür tarafımda hz. Muhammed dediğine bakarsak iki peygamberden birini kastetmiş olabilir.
Karakterin isminin Mustafa olması, peygamberimizin olma ihtimalini arttırıyor. Ama
 "Aşk hem taç olur başınıza hem çarmıha gerer sizi."
hakikati ise direkt akla hz. İsa'yı getiriyor.  Genellikle de bu iki peygamberden birini kastettiği söylenmiş zaten.
Ancak El Mustafa'nın yolculuğa çıkmadan önce halkın istekleri ve söylediği hakikatler bana Zerdüşt'ü hatırlattı. Zerdüşt de kendi dininde bir peygamber ve halkına veda konuşması yaparak her konuda fikirlerini söylüyor ve sonra dağa çıkıyor. Bu iki benzerlik dikkatimi çekti. Mitra, Zerdüştlük dinine göre ahit, anlaşmadan sorumlu ilahi varlık olarak geçiyor. Kitapta da ilahi varlık diye bahsediyordu.
Belki de ben zorlayarak benzerlik kurmaya çalışıyorumdur, bilmiyorum.
Zevkle okudum ve ısrarla tavsiye ediyorum. Az sayfalı ama özü dopdolu bir kitap.  Birkaç alıntı yazıyorum ki benim söylemeye çalıştıklarımdan çok daha fazlasını söylesinler...
〰️
Çocuklara dair;
" Onlar gibi olmaya çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın. Çünkü geri geri gitmez yaşam, dün ile oyalanmaz."
〰️
Çalışmak üzerine;
"Ve aşk ile çalışınca kendinizi nefsinize  ve birbirinize ve Tanrı'ya bağlarsınız.

Peki aşk ile çalışmak nedir?
Kumaşı yüreğinizden çekilmiş ipliklerle dokumaktır, sevgiliniz giyecekmişcesine."
〰️
Zaman üzerine;
"Ve bilir ki, dün, bugünün anısından ve yarın, bugünün düşünden başka bir şey değildir. " (syf.34)
〰️
 evlilik; " Birbirinizi sevin fakat aşkı pranga eylemeyin:
bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk...

Ve birlikte  durun ama yapışmayın birbirinize: Çünkü ayrı durur tapınağın sütunları
 Ve birbirinin gölgesinde büyüyemez meşeyle servi." (Syf.8)
〰️
Konuşmaya dair;
"Ve konuştuklarınızın çoğunda, düşünce yarı yarıya katledilir.
Çünkü enginlerin kuşudur düşünce, kelimelerin kafesinde kanatlarını açsa da uçamaz." (Syf.33 )
〰️
Yokluk üzerine;
"Yokluk korkusu yokluğun bizzat kendisi değil midir?
Kuyunuz suyla doluyken susuz kalmaktan korkmak asıl giderilemez susuzluk değil midir?" (Syf. 10)

Kitapla ve en önemlisi sevgiyle kalın...

Ahmet şimşek, bir alıntı ekledi.
7 saat önce

"Olmak ya da olmamak" mı? Buna karar vermeden önce
Olmak nedir, onu bilmek isterdim doğrusu.
Enine boyuna düşünüyoruz bu işi ya
Ve gözlerimiz olduğu için sanıyoruz her şeyi gördüğümüzü.
Kendi payıma katılmam her iki topluluğa da
Görene dek onların birbiriyle anlaştıklarını.
Bence yaşamla ölüm birdir
Ve yaşam yalnızca soluk alıp vermek değildir.

Don Juan, Lord ByronDon Juan, Lord Byron

Vezüv yanardağının lavları üzerlerine gelmesin diyerek şemsiye açan insanın dünyasına hiç yağmur yağar mı? Masumiyeti hangi sayfalarda tükettik. ölmemeye karşı yaşam kim hangi nesneyle sizi iki gün yaşatabilir nefes almayı yaşamak zannetiğiniz vakit aslında ölmüşsünüzdür de ağlayanınız yoktur kanımca.

Nurten kadaş, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okuyor

"Her şey gözden geçirilir ve insanlar yaşam serüvenlerinde ayakta kalabilmek için sezgileriyle birçok felaketi fark ederlerdi, ama hesaba katılmayan iki şey olurdu hep: Aşk ve ölüm!"

Şarkısı Beyaz, Yılmaz OdabaşıŞarkısı Beyaz, Yılmaz Odabaşı

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var. Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var. Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz. Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz. Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız. Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.

Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

George carlin, zaman paradoksu

Mavi Kelebek, bir alıntı ekledi.
Dün 01:06

"Yaşam, iki boşluk arasındaki kıvılcım. Güzel bir imge, Josef. Ama kafamızın hep ikinci boşluğa takılması ve birinci boşluk üzerinde hiç düşünmememiz ne tuhaf, değil mi?

Nietzsche Ağladığında, Irvin D. YalomNietzsche Ağladığında, Irvin D. Yalom
Emin K., Tarla Kuşunun Sesi'ni inceledi.
Dün 01:05 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

İki farklı bölümle birkaç kuşağın hikayesi anlatılmasına rağmen, sanki iki bölüm ayrı birer kitap, ayrı birer hikaye gibi. Biri tarihi olayların arka planda anlatıldığı nostaljik bir kırsal yaşam destanı iken, diğeri küçük bir kasabada geçen, kaybedişin destansı modern hikayesi. İki bölümde de Kutlu, kahramanlarla ne yapacağını bilememiş. Bölüm sonlarında karakterlerin ve olayların akıbeti birden kesiliyor. Bu da vasat seyreden hikayenin, okuyucuda tatminsizlikle son bulması oluyor. Zaten bunun farkında olan yazar, sonunda; "Sonumuzun ne olacağını bilemeyiz." "Allah'tan ümit kesilmez." tipinde kaçamak cevaplarla geçiştiriyor.

Samimi, içten, gerçekçi Anadolu hikayelerini, açık ve akıcı bir üslupla okumaya alışık olduğumuz Kutlu, son olarak İyiler Ölmez'ini de bize göstermişken bu hikayesi biraz düşük kalmış.

Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
24 May 18:13 · Kitabı okudu · İnceledi

Allah‟tan Başka Müşerri‟ (Kanun Koyucu) Yoktur:
“İslam madenî bir paraya benzer. Bir yüzünde “lâ ilâhe illallâh” yazılıdır, diğer yüzünde ise “idare Allah‟ın şeriatıyladır” yazılıdır. Bu iki yüzü birbirinden ayırmak mümkün değildir. Allah‟ın şeriatı ile idare edilme lâ ilâhe illallâh‟ın bir parçasıdır. Bu itibarla Allah‟ın şeriatıyla sevk ve idare edilmek Allah‟ı birlemenin bir bölümüdür. Bu nedenle Allah‟ın şeriatı dışındaki her hangi bir rejimle (demokrasi, laiklik ve sosyalizm gibi) idare edilmeyi isteyen, lâ ilâhe illallâh kavramını bozmuş ve İslam‟dan çıkmış olur.”

Bir Yaşam Biçimi Olarak Lailahe İllallah, İbrahim Gadban (Sayfa 28)Bir Yaşam Biçimi Olarak Lailahe İllallah, İbrahim Gadban (Sayfa 28)
Nesli, Yüzüklerin Efendisi - II - İki Kule'yi inceledi.
 24 May 18:03 · Kitabı okudu · 7 günde · 10/10 puan

Spoiler içerir...
Yüzük kardeşliğini dağıttık derken, Boromir’in "Frodo'dan yüzüğü almaya çalıştım, Çok üzgünüm. Cezamı çektim." Diyerek ölmesiyle Yüzüklerin Efendisi - II - İki Kule yolculuğumuz başlıyor ama ne yolculuk…
Gruplara ayrılıyoruz artık. Frodo ve Sam bir tarafta Aragorn ve Gandalfgiller bir tarafta . Bir görünüp bir kaybolan Gandalf, ha yakalandı de yakalandı diye peşlerinden koştuğum Merry ve Pippin, buluşun artık herkes toplansın dediğim Aragorn ve Legolas…

Ben mi anormal derecede yaşadım kitabı yoksa, bu evreni tadanlar için normal bir davranış tipi mi bilemiyorum ama emin olun o ormandaki çalı çırpılar kollarımı çizdi, o havanın ağaçlardan görünmeyen kasveti içimi darladı, orkların mızrakları arasında yaşam mücadelesi vermekle beraber Saruman'ın yanına gittiğimde iki çift laf edip masaya yumruğumu vurduğum bir maceraya dahil oldum. Ormanda karşıma çıkan herkese temkinli yaklaşmaya başladım. Ağaçsakal bizimkilere içecek uzattığında bile tam içerlerken yabancılardan bir şey yiyip içmeyin diye öğretilmedi misize diye serzenişte bulunasım gelmedi değil. Dostlarımın ne zaman yardıma ihtiyacı olsa kitaptan elimi uzatıp kurtarasım geldi, sanırım bir çizgi film de vardı bu şimdi hatırlayamıyorum.

Kızsam mı sevsem mi, acısam mı, bağrıma mı bassam diye debelendiğim bir Gollum var ki Faramir'in eline düştüğünde yaşadığı acı, çaresizlik içimi burktu. Soğuk havada avcuma aldığım kedi şevkati gösteresim geldi. Neyse dağ bayır geçitler vs ilerliyoruz, o kaçtı bu kurtuldu derken o da ne Shelob Frodo'yu zehirliyor ve Frodo’nun öldüğünü okuyorum, inanmak istemesem de kulaklarımda geberdi Frodo geberdi diye sesler yankılanıyor ve ölmediğine inanmaya başlıyorum. İki kule maceramızın sonunda Frodo'nun bayılmış olduğunu öğrenerek rahatlasam da sonuçta düşman elinde kalıyoruz.

Heyecanlı hevesli keyifli şaşkın bakışlarla okuduğum başka kitap oldu mu hatırlayamıyorum ama kesinlikle canım sıkıldığında rastgele açıp hoppp ormanların arasında dostlarımla vakit geçirebileceğim muhteşem bir kitap.
Bana bu keyfi bahşettiğiniz için çok teşekkür ederim sevgili mithrandir21 | Uğur ve sevgili Mithril / Danny , çok mutlu oldum :)