Valâhî
Dünya hayatı bir oyun bir metadan ibaret .....her şey sahte her şey iki yüzlü her şey boş ve biz bu kocaman boşluğun içinde çırpınıp duruyoruz....

Fatih Karakuş, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

"Ey ay yüzlü, yüzünü bulutla saklama. Biz seni seviyoruz, sana sadığız, âşığız. İki âlemde de gönlümüzü sana verdik."

Mesnevi, Mevlana Celaleddin-i RumiMesnevi, Mevlana Celaleddin-i Rumi
Simurg (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
Dün 10:17

Öteki masada iki işçi çocuk, ne güzel yemek yiyorlardı. Ne güzeldi esmer yüzleri. Belki masallarda bu kadar güzel yüzlü insanlar yoktu.

Havada Bulut, Sait Faik AbasıyanıkHavada Bulut, Sait Faik Abasıyanık

Kalem eğri dilli, mürekkep siyah yüzlü, kağıt iki yüzlü! Şimdi kalkıp arzuhalimi yazmaya kimi mahrem kılayım? /Yunus EMRE

Kübra A., bir alıntı ekledi.
23 May 14:10 · Beğendi

Tonton yüzlü katil nine
Bir türlü aradığı gibi bir eş bulamamaktan şikâyet eden Nannie Doss, 1920 ile 1954 arasında, dört kocasından da fare zehiriyle kurtulmakla kalmayıp, anasını, iki kız kardeşini, iki çocuğunu, bir torunu ile yeğenini öldürdü. Son kocasının ani ölümünden kuşkulanan bir hekim, otopsi yapılmasını istediğinde, arsenikle zehirlendiği anlaşıldı. Tahsil ettiği hayat sigortası tazminatlarıyla bir hayli zenginleşmiş olan tonton yüzlü anneanne tutuklandığında, diğer on cinayetini itiraf etmeseydi, onları da arsenikle zehirlediğinden kimsenin haberi olmayacaktı.

Karanlığa Yolculuk, Sevil Atasoy (Sayfa 56 - Doğan Kitap (E-kitap))Karanlığa Yolculuk, Sevil Atasoy (Sayfa 56 - Doğan Kitap (E-kitap))
fatmagül, İki Şehrin Hikâyesi'ni inceledi.
22 May 17:03 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

O günler en iyisiydi, ya da en kötüsüydü, akıl çağıydı ve aptallık çağıydı, inançlar zamanıydı ve inançsızlıklar zamanıydı, ışık mevsimiydi ve karanlık mevsimiydi, umut baharıydı ve umutsuzluk kışıydı; yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu; hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk, hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk.Kısacası o günler, tıpkı şimdiki gibi o kadar uzaktaydı ki, kimileri iyi ve kötü şeylerin üstünlük dereceleri karşılaştırdığında, o günlerin gelmiş geçmiş en iyi günler olduğunda ısrar ediyorlardı. İngiltere tahtında bir kral oturuyordu büyük ağızlı ve çirkin suratlı. Fransa tahtında bir kral vardı geniş ağızlı ve bir de kraliçe, güzel yüzlü.Bu iki ülkede de kristalden bile daha parlak olan; devletin özel çıkarları uğruna korunan balık ve ekmeklerine bakan soylular, var olan her şeyin değişmeden var olmaya devam edeceğini düşünüyorlardı.Bizim kralımızın yıllarıydı, bin yedi yüz- bin yedi yüz yetmiş beş...

Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
21 May 21:11 · Kitabı okudu

Bir kovucu Mısır halifesine Musul padişahının: huri gibi bir cariyesi olduğunu söyleyip dedi ki: Onun bir cariyesi var ki âlemde onun gibi güzel yok. Güzelliğinin haddi yok söze sığmaz anlatılmaz ki. İşte resmi şu kâğıtta bir bak! O ulu halife kâğıttaki resmi görünce hayran oldu elindeki kadeh düştü.

3835. Derhal Musul'a büyük bir orduyla bir er gönderdi. Eğer o ay parçasını sana teslim etmezse orasını tamamiyle yak yık. Verirse bir şey yapma bırak yalnız o ay parçasını getir de yeryüzündeyken ayı kucaklayayım dedi. Er binlerce Rüstem'le davul ve bayraklarla yola düştü Musul'a yollandı. Sayısız asker şehri mahvetmek üzere tarlama çevresine üşüşen çekirgeler gibi oraya üşüştüler.

3850. Elçi gelip maksadı söyleyince o erkek padişah dedi ki: Bu suret eksik olsun tez götür. Ben iman ahdında puta tapanlardan değilim. Putun puta tapanda olması daha doğru. Elçi kızı getirince o yiğit er derhal âşık oldu. Aşk bir denizdir gökyüzü bu denizde bir köpük. Aşk Yusuf'un havasına kapılan Zeliha gibi insanı hayran eder. Gönüllerin dönüşünü aşktan bil. Aşk olmasaydı dünya donar kalırdı.

3860. O yiğit er de kuyuyu yol sanmış çorak yerden hoşlanmış oraya tohum ekmeye kalkışmıştı. O yatıp uyuyan rüyada bir hayal görür onunla buluşur düşü azar. Uyanıp kendine gelince görür ki o oyunbazlık uyanıkken olmamış. Vah der beyhude yere erlik suyumu zayi ettim o işveli hayalin işvesine kapıldım. O yiğit er de beden yiğidiydi asıl erliği yoktu. O yüzden erlik tohumunu öyle bir kuma saçtı gitti.

3865. Aşk bineği yüzlerce gemi atmış ölümden bile korkmam diye nara atmaktaydı. Aşk ve sevdada Halifeden pervam bile yok. Varlığımla ölümüm birdir bence diyordu. Fakat böyle ateşli ateşli ekmeye kalkışma. Bir iş eriyle danış. Fakat meşveret nerde akıl nerde? Hırs seli adama yıkık yerleri kazdırır tırnaklarını uzatır. Bir güzele âşık olanın önünde de sed vardır ardında da. öyle adam artık önünü ardını az görür.

3875. O yiğit er de Musul'dan döndü yola düştü. Yolda bir ormana bir yeşilliğe geldi. Aşk ateşi öyle bir parlamıştı ki yerle göğü fark etmiyordu. Çadır içinde o ay parçasına kasdetti. Akıl nerde Halifeden korkma nerde? Şehvet bu ovada davul dövdü mü akıl dediğin ne oluyor ki a turpoğlu turp: Yüzlerce halife o anda o erin ateşli gözüne bir sinekten aşağı görünür.

3880. O kadına tapan er şalvarını çıkarıp cariyenin ayak ucuna oturdu.
Aleti dosdoğru gideceği yere giderken orduda bir gürültü bir kızılca kıyamettir koptu. Er sıçradı götü başı açık bir halde ateş gibi Zülfikar elinde dışarı çıktı. Birde ne görsün ormandan kara bir erkek aslan kendisini ordunun içine kapmış koy vermiş. Atlar ürküp köpürmüşler her çadır ve ahır yeri yıkılmış herkes birbirine girmiş.

3885. Erkek aslan ormanın gizli bir yerinden fırlamış havaya deniz dalgası gibi tam yirmi arşın sıçramıştı. Er pek yiğitti aldırış bile etmeden sarhoş bir erkek aslan gibi aslanın önünü kesti. Kılıçla bir vurdu başını ikiye böldü. Derhal o ay yüzlü dilberin bulunduğu çadıra koştu. O hurinin yanına gelince aleti hâlâ dimdikti. Öyle bir aslanla savaştı da erliği yine sönmedi hâlâ ayaktaydı.

3890. O tatlı ve ay yüzlü güzel onun erliğine şaşıp kaldı. istekle ona kendisini teslim etti. O anda o iki can birleştiler. Bu iki canın birbirleriyle birleşmesi yüzünden gayıptan bir başka can gelir erişir. Kadının rahminde meniyi kabule mâni bir şey yoksa bu can doğuş yoliyle gelir yüz gösterir. Her nerde iki adam sevgiyle yahut kinle birleşseler bir üçüncü can mutlaka doğar.

3900. Kadının canı da kıyamet gününü bekler erkeğin canı da. Bu âlemde emeklemen nedir ki? Daha çabuk adım at. O er o yalancı sabah yüzünden yolunu kaybetti de sinek gibi ayran kabına. düştü işte. Birkaç gün murat alıp murat verdiler. Fakat sonra o büyük suçtan pişman oldu. Ey güneş yüzlü bu işe dair Halifeye bir şey söyleme diye cariyeye yemin verdi. Halife cariyeyi görünce sarhoş oldu onun tası da damdan düştü. Halife buluşmayı diledi bu maksatla o cariyenin yanına gitti. Onu andı aletini kaldırdı. O cana canlar katan o sevgisini gittikçe artıran güzelle buluşmaya niyetlendi. Kadının ayakları arasına oturdu. Oturdu ama takdir zevkinin yolunu bağladı.

3945. Farenin catırdısı kulağına değdi. Aleti indi uyudu şehveti tamamiyle kaçtı. Bu ıslık yılan ıslığı olmasın çünkü hasır kuvvetle oynamakta dedi. Cariyeciğin Halifenin şehvetinin zayıflığını görüp o beyin kuvvetini hatırına getirerek gülmeye başlaması ve Halifenin bu gülüşten bir şey anlaması.. Cariye Halifenin gevşekliğini görünce kahkahalarla gülmeğe başladı. O erin aslanı öldürüp geldiği halde hâlâ aletinin inmediğini hatırladı. Kahkahası arttıkça arttı uzadıkça uzadı. Kendini tutmaya çalışıyordu ama bir türlü dudaklarını kapatamıyordu ki.

3950. Esrara alışık olanlar gibi boyuna gülüyordu. Kahkaha kârına da üstün gelmişti ziyanına da. Ne düşündü aklına ne getirdiyse fayda vermedi; aklına getirdiği şeyler de gülmesini artırıyordu. Sanki bir selin bendi birden yıkılmıştı. Ağlayış gülüş gönlün gamı neşesi.. Bu ki her birinin ayrı bir madeni vardır. Her birinin bir ayrı mahzeni vardır ve o mahzenin anahtarı kapalı kapılan açan Tanrı'nın elindedir. Bir türlü gülmesi dinmiyordu. Nihayet Halife alındı huysuzlandı.

3955. Hemencecik kılıcını kınından sıyırdı. Habis dedi neden gülüyorsun? Söyle. Bu gülüşten gönlüme bir şüphe düştü. Hileye kalkışma doğru söyle.Yalanla beni kandırmaya kalkışırsan yahut boş bir bahane icat edersen Ben bunu anlarım gönlümde bunu anlayan bir nur vardır. Doğruyu söylemek gerek vesselam.' Bil ki padişahların gönüllerinde ulu bir ay vardır. Bazı bazı gaflet yüzünden bulut altına girer ama ehemmiyeti yok.

3965. Cariye âciz kalınca ahvali anlattı. O yüz Zâl'e bedel olan Rüstem'in erliğini söyledi.Yoldaki gerdeği o sırada vukua gelen halleri bîr bir nakletti. Erin kılıcını çekip gidişini aslanı öldürdükten sonra gelişini aletinin hâlâ gergedan boynuzu gibi ayakta olduğunu söyledi. Ondan sonra namuslu Halifenin gevşekliğini ve farenin bir çıtırtısından aletinin söndüğünü görünce dayanamayıp güldüğünü bildirdi. Tanrı sırları meydana çıkarır. Mademki sonunda bitecek kötü tohum ekme. Padişahın işi anlayınca o hıyaneti örtüp affetmeyi ve kendisinin Musul padişahına zulmettiği için "Kim kötülük ederse kendine eder" ve "Şüphe yok rabbin gözetleme yerindedir seni görür" âyetleri mucibince bu kötülüğe uğradığını anlayıp intikam almaya kalkışırsa bu zulüm ve tamahın cezasını çektiği gibi o intikamın cezasına da uğrayacağını kestirerek cariyeyi o beye vermeyi kurması

3995. Padişah kendi kendisine suçunu kabahatini kızı ele geçirmek için ettiği ısrarı anıp tövbe etti Tanrı'dan yarlıganmak diledi. Dedi ki: Başkalarına yaptığım şeyler ceza haline geldi bana gelip çattı. Mevkiime güvenip başkalarının eşine kasdettim. Bu kasıt bana döndü kuyuya düştüm. Başkasının kapısını dövdüm o da tuttu benim kapımı dövdü. Kim başkalarının karısına kötülük ederse bil ki kendi karısına pezevenklik eder.

4010. Rabbimiz biz nefsimize zulmettik bir hatada bulunduk. Ey merhameti büyük Tanrı bize acı! Ben onu affettim sen de yeni suçumu da affet eski suçlarımı da. Sonra cariyeye sakın dedi bu senden duyduğum sözü kimseye söyleme. Seni beyinle evlendireceğim. Tanrı hakkı için sakın bu hikâyeyi bir daha anma. Anma da o benden utanmasın. Çünkü o bir kötülükte bulundu ama yüz binlerce de iyilik etti.

4015. Ben onu defalarca sınadım ona senden de güzel kadınları emniyet ettim. Hiç dokunmadı. Bu olan şey benim yaptığımın cezası. Bundan sonra o beyi huzuruna çağırdı. Âlemi: kahretmeyi düşünen hışmını yendi. Ona kabul edilecek bir bahane buldu. Dedi ki: Ben bu cariyeden soğudum. Sebebi de şu: Çocuğumun anası bu cariyeyi kıskanmada âdeta bir tencere gibi kaynayıp durmada yüzlerce sıkıntılara uğradı.

4020. Oğlumun anasıdır onun nice hakları vardır. Böylece cevir ve cefalara lâyık değildir o. Kıskançlığa başladı kanlar yutmada. Bu cariye yüzünden pek şiddetli acılara düştü. Hâsılı bu cariyeyi birine vereceğim. Buna karar verdikten sonra azizim efendim senden daha iyisini bulacak değilim ya. Sen onun için canınla oynadın. Artık onu senden başkasına vermek doğru değil. Onu o beye nikahlayıp verdi öfkesini hırsını kırdı geçirdi.

Mesnevi, Mevlana Celaleddin-i RumiMesnevi, Mevlana Celaleddin-i Rumi
Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
21 May 21:11 · Kitabı okudu

3716. Zengin bir adam vardı. Bu adamın da zühre yanaklı ay yüzlü gümüş bedenli bir kızıvardı.Kız kendini bildi babası onu kocaya verdi. Fakat kocası kızın dengi değildi. Kavun karpuz oldu sulandı mı yarmazsan telef olur gider. Babası da kızın baştan çıkmasından korktu da onun için onu dengi olmayan birisine verdi.

3720. Kızına dedi ki: Kendini kocandan koru sakın gebe kalma. Ne yapayım? Bu yoksula seni vermek zorunda kaldım. Bu adamı garip say garipte vefa olmaz. Ansızın her şeyi bırakır kaçıp gider. Çocuğu başına dert olur kalır. Kız dedi ki: Babacığım dediğini tutarım öğüdün pek doğru kabulüm. Babası her iki üç günde bir kere kızına aman ha sakın diye öğüt veriyordu.

3725. Derken kız birdenbire gebe kalıverdi; ikisi de gençti. Kız bunu babasından gizledi. Çocuk karnında beş yahut altı aylık oldu. Artık iyiden iyiye belli oldu. Babası dedi ki: Bu ne? Ben sana ondan kendini koru demedim mi? Öğütlerim yelmiydi ki hiç sana tesir etmedi? Kız baba dedi nasıl tahammül edeyim? Erkekle kadın şüphe yok ki ateşle pamuk.

3730. Pamuk ateşten nasıl çekinebilir? Yahut da ateş nasıl olur da pamuğu yakmaz çekinir? Babası dedi ki: A kızım ben sana onun yanına gitme demedim. Yalnız menisinden kendini koru dedim. Tam zevk anında onun beli gelirken kendini çekmeliydin. Kız peki beli ne vakit gelecek ben ne bileyim? Bu pek gizli bir şey anlaşılmaz ki dedi. Babası gözleri süzüldü mü anla ki beli geliyor deyince

3735. Kız dedi: Onun gözü süzülünceye kadar benim bu iki gözüm de kör oluyor a baba! Her bayağı akıl hırs ve öfke zamanı yerinde durmaz ki!

Mesnevi, Mevlana Celaleddin-i RumiMesnevi, Mevlana Celaleddin-i Rumi

Çöl Gemisinin Hayret Verici Özellikleri
✴️Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi? Dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu? Yere; nasıl yayılıp-döşendi? Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. [Gaşiye Suresi, 17-21]
Deveyi “özel bir canlı” yapan, en ağır şartlardan bile etkilenmeyen vücut yapısıdır. Bu öyle bir vücuttur ki; açlık ve susuzluğa günlerce dayanır, günler boyu, sırtında yüzlerce kilo ağırlıkla yol katedebilir.

✴️Devenin ağız ve dudak yapısı, ayakkabı köselesini delecek kadar sivri dikenleri bile rahatlıkla yiyebileceği şekildedir. Dört yüzlü midesi ve sindirim sistemi ise önüne çıkan her şeyi öğütebilecek kadar güçlüdür. Normalde yiyecek sınıfına girmeyen kauçuk gibi maddelerden bile istifade edebilir. Kurak ortamlarda bu özellik çok değerlidir.

✴️Devenin gözleri iki kat kirpiklidir. Kirpikler, kapan gibi içiçe geçerek, gözü şiddetli kum fırtınalarına karşı tam bir korumaya alırlar.


✴️Devenin burnu çok sayıda köklere ayrılmış kanallardan oluşur. Yaşadığı sıcak bölgelerde havadaki nem miktarı oldukça azdır. Bu nedenle soluduğu havadaki suyu kaybetmemesi gerekir. İşte bu nedenle devenin burnu çok büyük, kıvrımlı, süngerimsi bir dokuyla kaplıdır. Deve kıvrımlı süngerimsi burun mukozası sayesinde, havadaki nemin % 66’sını tutabilmektedir. Burnun nemi emme özelliği sayesinde nefes aldığında çölün 40 C’yi aşan ısısını, 20 C’ye düşürerek akciğerlere yollamaktadır.

✴️Deve burnunun bir diğer özelliği ise şiddetli kum fırtınalarına karşı kum girmesini engellemek için tıpkı gözlerini kapatır gibi burun deliklerini de kapatabilmesidir.

✴️Bütün vücudunu kaplayan sık tüyler çölün yakıcı güneşinin hayvanın derisine ulaşmasına engel olur. Bunlar aynı zamanda soğukta da hayvanın ısınmasını sağlar. Çöl develeri 70 derecelik sıcaklıktan etkilenmezken, çift hörgüçlü develer sıfırın altında 52 derecelik soğuklarda yaşayabilmektedir. 

 ✴️Develerin bacaklarına oranla son derece büyük olan ayakları da özel olarak “dizayn” edilmiş, hayvan kuma batmadan yürüyebilsin diye genişletilip yayılmıştır. Ayak tabanlarındaki özel kalın deri ise kızgın çöl kumlarına karşı alınmış bir tedbirdir.

✴️Develerin kan ve hücre yapısı da, çöl şartlarında uzun süre susuz yaşayabilmelerini sağlayabilecek şekildedir. Bu canlıların vücutlarındaki hücre duvarları, hücrelerinin fazla su kaybetmesini engelleyecek bir yapıdadır. Kan yapısı ise, devenin vücudunda su minimuma indiğinde bile kan akışında bir ağırlaşmaya olanak vermeyecek biçimdedir. Ayrıca kanında, susuzluğa dayanıklılığı arttıran albümin enzimi, diğer canlılardan daha fazla miktarda bulunmaktadır.

✴️Develerin bu koşullarda yaşayabilmelerine yardımcı olan bir başka destekleyicileri de hörgüçleridir. Hörgüçlerde vücut ağırlığının beşte biri kadar yağ depo edilmiştir. Devenin vücudunda yağın tek bir noktada toplanması, vücudun -yağa bağlı olarak- her yerinden yoğun oranda su atılmasını engeller. Bu da devenin suyu minimum oranda kullanmasını sağlar.

http://dusuneninsanlaricin.com/...ret-verici-ozelligi/