İkra dedi…
Efendimiz buyurdu: ben okuma bilmem ki…
Tekrarladı; İkra, Yaratan Rabbinin adıyla.
Sonra anlattılar “oku” islamın ilk emri değilmiydi ve tutuşturdular cahilin de alimin de eline kitapları ki zaten herkes kitap yazıyordu bu günlerde…
Oysa insanın kitap okuması değildi mesele, mesele insanın kitap okuduğu kadar, kitapların da insanı okumasıydı.
Tıpkı ilaçlar gibiydi kitaplar, her hastaya her ilaç iyi gelmeyeceği gibi, her kitap her insana iyi gelmeyebilirdi.
Peki dedim mesele bu değilse ne?
Bak dedi pencereden dışarı ne görüyorsun?
Küçük siyah bir kedi.
Oku onu bana dedi.
Ben okuma bilmezdim ki.
Tekrarladı oku ve sordu.
Kışın ardında ki yaz, yazın ardında kış.
O küçük bir kedi.
Nereden biliyor kışın kazak, yazın tshirt giyeceğini ve değiştiriyor her mevsim giydiklerini…
Okumak dedi böyle işte bir ağacı, hayvanı, çiçeği, böceği, insanı…
Görünmeyenin arkasındakini, söylenmeyen, söylenilemeyen gerçekleri.
Okumak dedi işte tam böylesi.
Hasreti, özlemi, bağrında ki yangını, sevdiceğini, yarini, yaranı, yarını, tamamını…